Türk Sinemasında İlklerin Kadını: Cahide Sonku

Mehmet Bağır
Türk Sinemasında İlklerin Kadını: Cahide Sonku

İstanbul’un Galatasaray semtindeki Sponeck Birahanesinde 1895 yılında gerçekleştirilen halka açık ilk film gösterimi ile birlikte sinemayla tanışan Türk toprakları, 1914 yılında ilk Türk filmi olarak kabul  edilen “Ayastefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı” adlı belge filmin kayda alınmasıyla kendi sinema serüvenine başlamış oldu. Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşının yaşandığı o dönemlerden 1922 yılına kadar ordunun elinde devam eden sinema çalışmaları, daha çok savaş sırasında çekilen belge filmlerinin üretimiyle ön plana çıktı. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte “Tiyatrocular Dönemi” olarak adlandırılan yeni başlangıcın kapısını aralayan Türk sineması, ilerleyen dönemleri de kapsayacak biçimde pek çok ‘ilk’in yaşanmasına sahne oldu.

Cumhuriyet ile birlikte yüzünü Batı uygarlığına çevirmiş bir ülkenin Muhsin Ertuğrul öncülüğündeki yeni sineması, ortaya koyduğu ‘ilk’lerden bir tanesini de kadını ön plana çıkartarak gerçekleştirdi. Cumhuriyet öncesi dönemde kadınların tiyatro ve filmlerde oynamasının yasak olması, 1923 öncesinde genellikle Ermeni, Rum ve Beyaz Rus gibi gayrimüslim azınlıklardan kadın oyuncuların sahneye çıkmasına ve filmlerde rol almasına neden oluyordu. Fakat değişen koşullarla birlikte Türk sinemasında ortaya çıkan bir kadın, sinema tarihimizin ilk yıldızı, ilk kadın yönetmeni ve yapımcısı olma unvanını eline aldı. O kadının adı Cahide Sonku’ydu.

Gerçek adı Cahide Serap olan Cahide Sonku, 1919 yılında asker bir ailenin kızı olarak Yemen’de dünyaya geldi. Dedesi 7. Ordu Komutanı İbrahim Paşa, babası ise dedesinin emrinde görev yapan bir subaydı. Daha çocuk yaşta deve üzerinde Yemen’den göç eden Sonku, İngiliz gemilerine binerek annesiyle birlikte İstanbul’a adım attı. Cahide’nin babası İngilizlere esir düşmüş ancak bir süre sonra İstanbul’a dönebilmişti. Babasının yurda dönmesinin ardından evi terk ederek annesinden boşanması, annesi Hayriye Hanım’ın verem olmasına sebep oldu. O günden sonra Cahide’nin yaşamı annesi ile birlikte dedesine ait Fatih’teki bir konakta devam etmeye başladı ancak kısa bir süre sonra konakta çıkan yangın, yoksulluk içinde geçecek yılların başlangıcı oldu.

Atatürk Tiyatro Salonuna Alınmadı

Cahide Sonku, Tepebaşı’daki Şehir Tiyatrosunda “Aşk Mektebi” adlı oyunu sergilerken, Atatürk’ün gerçekleştirilecek gösteriyi izlemeye geleceği dedikoduları yayılmaya başladı. Ertesi gün piyes başlamış üzerinden dakikalar geçmişti. Bir süre sonra tiyatro içerisinde uğultular başladı. Gâzi Paşa salona beş dakika geç geldiği için Muhsin Ertuğrul tarafından salona alınmamış, ancak birinci perdenin bitimiyle izleyiciler arasındaki yerini alabilmişti. Atatürk için ikinci perdenin ardından ilk perde yeniden sahnelendi. Cahide Sonku yıllar sonra Agâh Özgüç’e anlattığı bu anısını şu sözler ile tamamladı: “Daha on perde olsa oynardık…”

Yediği İlk Tokat İzlediği İlk Film İle Birlikte Geldi

Cumhuriyet Orta Mektebi’nde öğrenci olduğu dönemlerde Şehzadebaşı’daki milli sinemanın 2.30 matinesine giden Cahide Sonku, ilk film izleme deneyimini “Bir Millet Uyanıyor” adlı filmle gerçekleştirdi. Filmin etkisinde kalmış olmalıydı ki, aynı gün içerisinde iki kere daha filmi baştan sona izledi. Sinemadan çıktığında hava kararmış ve genç Cahide geç saatte iki odalı gecekondularının yolunu tutmuştu. Eve vardığında onu karşılayan annesi “Kızım saat kaçta evden çıktın, saat kaçta geliyorsun?” diye sorarak narin suratına bir tokat yapıştırdı. Tokadı yedikten sonra filmi bir kez daha izlemek istediğini annesine itiraf eden Sonku, o günden sonra annesinden film izlemek için izin almakta hiç sorun yaşamadı.

Bu dönemde Cumhuriyet Kız Ortaokulunun sıralarında oturan Sonku, oyunculukla olan ilk tanışmasını peri kızı rolüyle burada gerçekleştirdi. Bir peri kızı olarak sahneye atıldıktan sonra hayatını baştan aşağı değiştirecek olaya ise 1932 yılında bir gazete ilânında rastladı. Bu ilânda Şehir Tiyatroları için öğrenci aranmaktaydı. Seçilecek olanlar hem okuyacak, hem de çalışacaktı. İlâna başvurduktan sonra siyah ortaokul önlüğüyle dönemin en ünlü yönetmenlerinden Muhsin Ertuğrul’un karşısına çıkan Cahide Sonku, elli amatör genç kız arasından Ertuğrul’u etkilemeyi başarmıştı. Böylece henüz 15 yaşındayken Şehir Tiyatrosunda figüran olarak işbaşı yaptı. 1933 yılında “Yedi Köyün Zeynebi” oyununda omzunda testi taşıyan ve hiç repliği olmayan bir köy kızını canlandıran Cahide, yine 1933 yılında Muhsin Ertuğrul’un yönettiği “Söz Bir Allah Bir” adlı filmle beyazperdeye geçti.

Nazım Hikmet’in senaristliğini yaptığı ve köy konulu ilk film olma özelliğini taşıyan 1934 yapımı “Aysel, Bataklı Damın Kızı” filminde büyük ün kazanarak Türk sinemasının ilk kadın yıldızı oldu. Filmde başına bağladığı eşarp ise hem o dönemin modasına öncülük etti, hem de sinemalarda “Aysel Eşarpları” adıyla ilk reklamın yayınlamasına yol açtı.

1933 – 1935 yılları arasında Darülbedâyi sahnesinin renkli ışıkları altında balerin olarak sahneye adım atan Sonku, kıvırcık siyah saçları ve buğday rengindeki teniyle gerçekten büyük bir kâbiliyetti. Daha 17 yaşında sergilenen operetlerde sıradan bir dansöz iken, birden bire tiyatronun primadonnası olmuştu. Tiyatroda sergilenen oyunlarda rejisör kim olursa olsun, en özel ilgiyi hep Cahide’ye gösteriyordu. O artık Türk sinemasının en gözde kadınıydı.

1936 yılında kendisi gibi oyuncu olan Talat Artemel ile evlendi. Sinemaya adım atmasına rağmen tiyatro ile olan bağını koparmadı ve Shaw, Tolstoy, Shakespeare, Çehov gibi yazarların oyunlarında rol alarak Şehir Tiyatrosunun en önde gelen kadın oyuncularından biri oldu. 1937’de müziklerini Cemal Reşit Rey’in yaptığı “Adalar” adlı revüyü oynamak üzere evden çıkarken, hasta olan annesi hayata gözlerini yumdu. Fakat buna rağmen tiyatroya giden Cahide, kendisini izlemeye gelenlerin karşısında rolünü oynadı.

Talat Artemel ile olan evliliğini üç yılın ardından sona erdiren Cahide Sonku, “Bir Kavuk Devrildi” (1939), “Şehvet Kurbanı” (1940), “Akasya Palas” (1940), “Kıskanç” (1942) gibi filmler ile sinema  kariyerini iyice perçinledi. 1943 yılında dönemin ünlü tütün krallarından milyoner İhsan Doruk ile dünya evine giren Sonku, aynı yıl Doruk’tan da boşandı. Çalkantılı evlilik yaşantısını bir kenara bırakarak 1948 yılında Şehir Tiyatrosu’ndan da ayrıldı ve tüm ilgisini sinemaya verdi. 1949 yılında oynadığı “Fedakâr Ana” filminde, yönetmen Seyfi Havaeri rahatsızlanınca, filmi yönetmen olarak o tamamladı. Bu film, Cahide Sonku’nun yönetmenlik kariyerinin de bir başlangıcı oldu.

1951 yılında boşandığı eşi İhsan Doruk ile yeniden evlendi. Bu evlilikten Ender adında bir kız çocuğu dünyaya geldi. Cahide Sonku o dönemlerde, sigarasının küllerini altın tabaklara silkiyor, şampanyadan başka içkiyi ağzına koymuyordu. Kocası büyük bir milyoner kendisi de o milyonların tek sahibiydi. Alkole ve şöhrete o kadar alışmıştı ki, su diye bir şeyin varlığından bile habersiz gibiydi. İhsan Doruk ile gittiği her mekânda, insanlar onun karşısında önlerini ilikliyor, iki kez eğiliyorlardı. Fakat Sonku’nun içinde bulunduğu bu rüya, 1955 yılında İhsan Doruk’un ondan boşanması ile sona erdi.

İhsan Doruk ile ikinci evliği süresince kendi film şirketini kuran Sonku, bu dört yıl içerisinde o zaman kadar hiçbir film şirketinin yapamadığı büyük filmleri çekiyordu. Sonku Film Şirketi’ni kurduğu 1951 yılında Talat Artemel ve Sami Ayanoğlu ile birlikte “Vatan ve Namık Kemal” filmini yönetti. Dönemin ünlü “Yıldız” dergisinin açtığı yarışmada “Vatan ve Namık Kemal” en iyi film, Cahide Sonku ise bu filmdeki rolüyle en iyi kadın oyuncu seçildi. Bu filmden iki sene sonra Zeki Müren’in ilk kez kamera karşısına çıktığı “Beklenen Şarkı” filminin kamera arkasında kendisiyle birlikte Orhon Arıburnu ve Sami Ayanoğlu da vardı. Filmin sinema salonlarında gişe rekoru kırmasına rağmen çıkan yangında şirketin filmlerinin çoğu yandı ve Cahide Sonku bütün servetini kaybetti. Kısacası beklenmeyen son “Beklenen Şarkı” filmi ile gelmiş oldu.

Sanat Hayatının İlk Ödülü Gümüş Bir Ayna Oldu

Şehir Tiyatrolarında 90 lira aylıkla işe başladığı yıllarda dönemin şöhretli gazetecilerinden Sedat Simavi’nin “Hürriyet Apartmanı” adlı eserini oynayan Cahide Sonku, oyundan sonra makyajını temizlediği odasında Simavi ile karşılaştı. Eserinde sergilediği oyunculuğu çok beğendiğini ifade eden ünlü gazeteci, Sonku’ya kendi elleriyle gümüş bir ayna hediye etti. Heyecandan elleri titreyen Cahide Sonku, yıllar sonra sanat hayatında aldığı ilk ödülün bu gümüş ayna olduğunu söyledi.

1963 yılının başlarında yolu şair ve oyuncu Cahit Irgat’la kesişen Cahide Sonku, birlikte kurdukları “Cahitler” tiyatrosundan verim alamadı. Bir sene sonra yeniden tiyatroya dönse de birkaç oyun dışında pek varlık gösteremeyerek sahneden ve perdeden uzaklaşmak zorunda kaldı. Boşandığı eşi İhsan Doruk’un kalp krizi yüzünden ölmesiyle birlikte daha önce hayâl ettiği miras, kızı ve kendisinden sonra evlendiği Şükran Özer’e kaldı. Yaşamının geri kalanını yoksulluk ve alkol bağımlılığı içinde unutulmuş bir insan olarak geçirdi. 1979 yılında Sinema Yazarları Derneği tarafından kendisine verilen ödülü bile sahnede değil, meyhane masasında Attila Dorsay’dan aldı.

Yıllar geçtikçe güzelliğini de kaybeden Sonku’yu artık çok daha kötü günler bekliyordu. Unutulduğu yetmiyormuş gibi gazetelerde “Cahide Sonku Öldü” başlıklı haberler bile yayınlanıyordu. Günlerini mum ışığının aydınlattığı rutubet kokan bir evde sürdürüyordu. 1970’lerin sonunda Cahide Sonku’yu Beyoğlu’nda bir lokantada bulaşık yıkarken gören fotoğrafçıya, “Ben Cahide Sonku değilim” diyecek kadar hayatla bağlarını koparmıştı. Cahide Sonku, 62 yaşına geldiğinde meyhanede tanıştığı arkadaşının evinde hayatını kaybetti. Son soluğunu verdiğinde üstünde eski bir entari, cenazesinde ise kızının bile bulunmadığı sadece sekiz kişi vardı.

Nazım Hikmet ile Yollarının Kesişmesi

Cahide Sonku, İhsan Doruk ile evli olduğu dönemlerde eşinden Nâzım Hikmet’in tekrar askere alınacağını, Zara’ya taş kırmaya gönderileceğini öğrenir. Nâzım Hikmet ile İpek Film ve Dârülbedâyi’den tanışan Sonku, İpek Film’i arayarak yeni bir filme başlayacağını, ünlü şâirin ertesi güne kadar senaryo hazırlaması gerektiğini söyler. Nâzım Hikmet ise gelen talep üzerine hemen yazmaya koyulur. Ertesi gün Nâzım’la buluşan Sonku ona konuyu anlatır ve derhâl buradan gitmesi gerektiğini söyler. Zarfa koyduğu bir miktar parayı, getirdiği senaryonun içine katlayarak verir ve böylece kaçmasına yardımcı olur.

Ölümünden yedi yıl sonra Ziya Öztan’ın “Cahide” adlı televizyon dizisine yaşantısıyla kaynak  oluşturdu. Fakat beş bölümlük dizide canlandırılan Cahide karakteri, Öztan’a göre Cahide Sonku değil, başkasıydı. Türk sinemasının ilk dönemlerine damga vurmuş sayılı kadınlardan birisi olan Cahide Sonku’dan geriye sadece sayılı film kopyaları kaldı; onlar da ya kendi gibi köşeye atıldı ya da yakıldı.

Filmografi

Yönetmen Filmografisi

  • Beklenen Şarkı (1953)
  • Büyük Sır (1956)
  • Fedakâr Ana (1949)
  • Vatan ve Namık Kemal (1951)

Yapımcı Filmografisi

  • Beklenen Şarkı (1953)
  • Bozkurt Obası (1954)
  • Büyük Sır (1956)
  • Fedakâr Ana (1949)
  • Güldağlı Cemile (1951)
  • Günahını Ödeyen Adam (1952)
  • İlk Ve Son (1955)
  • Kahpenin Kızı (1952)
  • Kara Çalı (1956)
  • Vatan ve Namık Kemal (1951)

Senarist Filmografisi

  • Vatan ve Namık Kemal (1951)

Oyuncu Filmografisi

  • Akasya Palas (1940)
  • At Avrat Silah (1966)
  • Ayşecik Yavru Melek (1962)
  • Bataklı Damın Kızı Aysel (1934)
  • Beklenen Şarkı (1953)
  • Beyaz Atlı Adam (1965)
  • Bir Kavuk Devrildi (1939)
  • Bizansı Titreten Yiğit (1967)
  • Bozkurt Obası (1954)
  • Büyük Sır (1956)
  • Çalıkuşu (1966)
  • Düşman Kardeşler (1965)
  • El Kızı (1966)
  • Fedakar Ana (1949)
  • Günahını Ödeyen Adam (1952)
  • İlk ve Son (1955)
  • Kahpenin Kızı (1952)
  • Kara Çalı (1956)
  • Kıskanç (1942)
  • Kızılırmak-Karakoyun (1946)
  • Korkusuzlar (1965)
  • Kovboy Ali (1966)
  • Mıstık (1971)
  • Senede Bir Gün (1946)
  • Serseriler Kralı (1967)
  • Sevda Çiçeğim (1966)
  • Sevgim ve Gururum (1965)
  • Sokak Kızı (1966)
  • Söz Bir Allah Bir (1933)
  • Şehvet Kurbanı (1940)
  • Vatan ve Namık Kemal (1951)
  • Yahya Peygamber (1965)
  • Yayla Kartalı (1945)
  • Yeşilçam Sokağı (1977)
  • Yuvamı Yıkamazsın (1947)

Kaynakça

Esen, K, Ş. (2002). Türk Sinemasının Kilometre Taşları. İstanbul: Agora Kitaplığı.

Özgüç, A. (2007). Peçete Kağıdındaki Anılar. İstanbul: +1 Kitap.

Öztürk, S, R. (2004). Sinemanın Dişil Yüzü. İstanbul: Om Sinema.

Ses Dergisi (3 Temmuz 1971).

www.istanbulkadinmuzesi.org/cahide-sonku#tn1

www.kameraarkasi.org/yonetmenler/cahidesonku.html

www.listelist.com/nazim-hikmet-suikasti/

Bu içeriğe emoji ile tepki ver
1 kullanıcı tepki verdi
Bunlar da ilginizi çekebilir
Benzer yazıları okuyabilirsiniz.
 
Jüpiter’in Yedinci Sütunu: Feyruz
  • EKİM 3, 2020
  • 68 görüntülenme
 
Sanat Tarihini Değiştiren Bir Pisuvar
  • EYLÜL 7, 2020
  • 173 görüntülenme
0 Yorum
Yorumları okuyabilir ve cevaplayabilirsiniz.

Yorum Yazın
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlendi.