Bir Katharsis ve Mimesis Filmi: Dogville

Mehmet Bağır
Bir Katharsis ve Mimesis Filmi: Dogville

Tarih boyunca izleyicilerini farklı zaman ve mekânlara götüren, değişik duygu ve düşünceleri deneyimlemelerini sağlayan sinema, en etkili anlatım araçlarından birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu noktada sinema, özellikle yirminci yüzyıldan itibaren üstlendiği öykü anlatma misyonu ile önce bir endüstri dalı daha sonra bir sanat dalı haline gelmiştir. Sinemanın sahip olduğu bu anlatı kabiliyetinin en geleneksel yöntemi olan klasik anlatı yapısı ise, temellerini Antik Yunan’daki Dionysos şenliklerinde gerçekleştirilen keçi türküleri ve tragedya oyunlarından almaktadır.

Klasik anlatı yapısı, Aristoteles’in dramatik anlayışı çerçevesinde mimesis ve katharsis kavramlarını da içerisinde barındırır. Hollywood olarak anılan Amerikan sinema endüstrisi tarafından sıkça kullanılan bu kavramlar, temelde taklit, yansıtma (mimesis) ve buna bağlı olarak izleyicide yaratılan özdeşleşme (katharsis) ile ilgilidir. Bu noktada sinema, mimesis ile gerçek hayatın taklidini ve yeniden üretimini gerçekleştirirken, katharsis ile bu yeni dünya içerisine soktuğu izleyicisine duygularından arınma imkânı sağlar. Mimesis felsefesi ile oluşturulan bir anlatı yapısı gerçeklikle olan bağını ne kadar yakın tutarsa, izleyici açısından alınan haz ve arınma o kadar fazla olmaktadır.

Bu noktada Dogville filmi Aristoteles felsefesinden kopan biçimsel özelliklere sahiptir. Filmdeki hikâyenin geçtiği kasaba izleyicide tiyatro sahnesi izlenimi yaratır. Tebeşir ile yere çizilen duvarlar, -mış gibi yapan karakterler ve asgari dekor kullanımıyla yaratılan taklide rağmen izleyici filme yabancılaşmadan filmin büyülü dünyasına kendini kaptırır.

1930 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Rocky Dağları’nda Dogville adında bir kasabada geçen, birkaç dekor ile boş bir stüdyoda çekilen Dogville, von Trier’in bu tarihe kadar çektiği, teknik anlamda en yenilikçi ve en riskli film olarak dikkat çekmektedir.  1 girişten ve 9 bölümden oluşan filmin hikâyesine kısaca göz atılacak olursak, gangsterlerin elinden kaçan Grace adında bir kadın, Dogville kasabasına gelir. Kasaba sakinlerinden Tom’un yardımıyla ilk etapta peşindekileri atlatmayı başarmıştır. Tom’un Grace’i kasaba halkı ile tanıştırmasıyla birlikte, Grace hem saklanacak bir yer bulmuştur, hem de kasabanın bir sakini haline gelmiştir. Fakat bunun bir bedeli vardır. Grace, bu iyilik karşısında kasaba halkına film anlatıcısının da dediği gibi “çok da önemli olmayan ama bir o kadar da gerekli görülen işlerde” yardım etmeye başlar. Bir süre sonra başına ödül konulmuş olduğu anlaşılınca, kasaba halkı Grace’in hayatını cehenneme çevirir. Âşık olduğu Tom’un bile diğerlerinden bir farkı olmadığı açığa çıkar. Grace, yaşadığı tüm bu olumsuzluklara gangsterler onu tekrar almaya geldiklerinde son verir. Genç kadının sırrı da bu gelişle birlikte ortaya çıkmış olur: Gangsterlerin lideri Grace’in babasıdır. Artık tüm kasaba halkının ipleri Grace’in elindedir.

Dogville filmini incelerken bizi Aristoteles’in kuramına en çok yaklaştıran şey  mimesis ve katharsis kavramlarıdır. Mimesis’i en basit anlamda taklit olarak tanımladığımızda izleyicinin bu taklitten aldığı hazzı da katharsis olarak tanımlayabiliriz. Mimesis ile başlayarak katharsis ile son bulan, izleyicideki bu haz alma ya da arınma duyguları, Dogville’in anlatısı içerisinde de rahatlıkla görülebilmektedir. Dogville, izleyicisine aktardığı öykü, canlandırdığı karakterler, kullandığı dekor açısından Aristoteles’in belirttiği şekilde bir taklide başvurmaktadır. İzleyici, her ne kadar filmi izlerken orada yaşanılan olayların gerçek olmadığını, bir canlandırma, bir taklit olduğunu içten içe bilse de zamanla kendisini filmin akışına kaptırması, çoğu klasik anlatı yapısında olduğu gibi taklidin başarılı bir şekilde gerçekleştirilmesinin sonucudur. Örneğin filmdeki zaman kavramı –gece ve gündüzün oluşumu- ışıklandırmalar aracılığıyla yansıtılmaktadır. Fakat izleyici gökyüzünde güneşi, ayı, yıldızları görmese bile bu zaman değişiminin farkına varmaktadır. Çünkü filmde zaman değişiminin anlaşılabilmesi adına başka taklitlere yer verilmiştir; karakterlerin yataklarına yatıp uyuması, duyulan kuş sesleri, kasaba halkının birbirlerine günaydın demesi ve anlatıcının varlığı zaman kavramının anlaşılmasında başvurulan taklitlerdir. Bunun dışında, filmde hiçbir duvarın olmayışı, kapılardan giriş ve çıkışlarda sadece ses efektlerinin kullanılması, Ginger’in bahçesinde bulunan ve sadece tebeşirle adı yazılmış bektaşi üzümleri gibi aslında görsel olarak inandırıcı olamayan pek çok taklit, izleyicide bir gerçeklik hissi yaratmaktadır. Bu gerçeklik hissi bektaşi üzümlerinde olduğu gibi tebeşir ile yazılmış bir yazı üzerinde gerçekleştirilen eylemler (çapalama, etrafına çit örme v.b) sayesinde yaratılmaktadır. Kısacası Dogville’de yaratılan bu farklı taklit algısı, Aristoteles’in sanatçıya verdiği yeniden yaratma imkânı açısından ele alındığında başarılı olmaktadır.

Mimesisin yani taklidin Aristoteles’e göre var olma amacı aslında haz ile ilişkilidir. İnsan, doğası gereği taklitten haz almaktadır ve bu da bizi katharsis  kavramına  götürmektedir. Antik Yunanda tragedyalara baktığımızda, sergilenen oyunlardaki soylu karakterlerin taklitleri, izleyicisini tutkularından arındırarak onların katharsise ulaşmasını sağlar. Bu bakımdan mimesis, katharsis ile olan ilişkisinde terbiye edici bir anlam kazanmaktadır.

Dogville’de de yaratılan taklidin başarısı doğal olarak kendisini izleyicide yarattığı katharsis etkisinde göstermektedir. Filmdeki Grace karakterinin iyiyi, kasaba halkının da zamanla kötüyü temsil edişi, izleyici açısından bakıldığında özdeşleşmeyi Grace ile kurmasına neden olmaktadır çünkü Grace, filmin başında yardıma muhtaçtır ve tüm hikâye onun önderliğinde ve onun üzerinden ilerlemektedir. İzleyici, Grace karakteri ile onun özelliği olan, ahlakî bakımdan iyi olmayı daha ilk dakikalarda kendisinde görmektedir. Grace, mutluluğa ulaşabilmek için film içerisinde kasaba halkına yardım ederken, izleyici de duygularıyla ona destek olmaktadır. Polislerin her kasabaya gelişinde saklanmak zorunda kalan Grace’in kendisi ile yakın bir ilişki kuran izleyici de onunla birlikte saklanmakta, yakalanmasından endişe duymaktadır. Grace, izleyicisinin tüm duygu ve düşüncelerini taşıyan, onları yansıtan bir ayna konumundadır. Zamanla Grace’in başına gelenler aynı zamanda izleyicisi tarafından da paylaşılmaktadır. Örneğin tecavüz sahnesinde izleyici, acıma duyguları kabarmış bir şekilde Grace’in yaşadığı o ruh halini içten içe anlayabilecek kadar ona yakınlaşmaktadır. İzleyici ise artık Grace’in başına gelenleri sanki kendisi yaşıyormuşçasına filmin kötü karakterlerinden intikam almak istemeye başlamaktadır. İzleyicinin bu isteği, Grace’in eyleme geçmesi ile birlikte bir arınma, boşalma ve rahatlama durumunu ortaya çıkartmaktadır.

Kısacası filmin ana karakteri olan Grace, filmin ilk dakikalarından itibaren izleyicisinin kendisini onun yerine koyabileceği ve özdeşleşebileceği bir karakter olarak karşımıza çıkar. Filmin başlarında güzelliği, çekiciliği, çalışkanlığı, duygusallığı ve anlayışlılığıyla dikkat çeken Grace, saf ve temizdir. Zamanla kasaba halkının kendisine kötülük yapması bile onun bu özelliklerinden vazgeçmesine neden olmamıştır. Fakat filmin son bölümüne gelindiğinde Grace, artık izleyicisinin gerçekte yapmak istediği şeyi yaparak, tüm kasabayı yok edecek kadar acımasız bir kadın rolüne bürünmektedir. Dogville halkı tarafından kendisine yapılan kötülükler onun bu kararı almasında en büyük etkeni oluşturmaktadır. Bu doğrultuda Grace’in tüm kasabayı yakarak ve orada yaşayan herkesi öldürerek intikamını alması, kendisiyle özdeşleşen seyircinin de rahatlamasına neden olmaktadır.

Sonuç olarak mimesis ile yaratılan gerçekliğin izleyiciyi katharsise ulaştırması açısından Dogville’in Grace’i, izleyici ile son derece yakınlaşan ve gerek korku gerekse de acıma duygularını izleyicisinde etkili bir şekilde ortaya çıkartan bir karakterdir. İzleyici de Grace’in bu özelliklerine kayıtsız kalmayarak, kendisini filmin başından sonuna kadar onun yerine koyar.  Film sonunda hem Grace, hem de izleyici kaçınılmaz bir gerçek olan intikam duygusu altında buluşur çünkü filmin başında her durum karşısında pozitif bir tutum sergileyen Grace, artık kötü yüzünü gösterir ve gangsterlerin patronu olan babası ile yeni bir yolculuğa başlar. İzleyici kendisinin yapmak istediği her eylemi gerçekleştiren ve kendisini katharsisin doruklarına ulaştıran Grace’e teşekkür ederek, filmi mutlu bir sonla noktalar.

Bu içeriğe emoji ile tepki ver
2 kullanıcı tepki verdi
Bunlar da ilginizi çekebilir
Benzer yazıları okuyabilirsiniz.
 
Cep Herkülü Beyazperdeye Geliyor
  • NİSAN 11, 2019
  • 93 görüntülenme
 
Duyguları Olan Bir Balon; Le Ballon Rouge
  • ŞUBAT 22, 2019
  • 266 görüntülenme
3 Yorum
Yorumları okuyabilir ve cevaplayabilirsiniz.
Berrak
11 ay önce

Dışarıdan bakınca katharsis ve mimesis kavramlarına çok uzak gözükse de, filmin içerisine girildiğinde bu iki kavramı net bir şekilde görüyorsunuz. Özellikle katharsisi yaşamak izleyenler için mükemmel bir film.

Hakan
11 ay önce

Senaryo olarak olmasa da görsellik ve dekor olarak hayatımda izlediğim en ilginç filmlerden birisiydi.

DOGVILLE | Ne İzlicez
10 ay önce

[…] : Balta Dergi Yazar     : Mehmet […]

Hakan için bir cevap yazın

Cevabı iptal et