Not: Tuzak

Havva Akel
Not: Tuzak

Ava çıkan avcı da olur, av da. Adımlarını dikkatli at ki avcıyken av olma. 

Yumuşacık battaniyesinin içinde gözlerini yavaşça aralayan N, güneş ışığının pencerenin kenarındaki yeni açmış çiçeğe vurduğunu görünce gülümsedi ve tekrar kapanan gözlerine engel olmadan uykuya daldı. Kötü bir rüyadan uyanmaktan başka ne bu kadar güzel olabilirdi?

 “N, uyan!” Biraz daha yüksek sesle, “N, uyan!” Yeni yeni kendine gelen N, asıl şimdi rüyadan uyanıyordu. Gözlerini tam açamasa da tanımadığı bu ses onu gerçeğe doğru sürüklüyordu. İçinden,  “Bu ses de ne?  Evimde  kim var?” diye geçirirken polis memuru bir kez daha bağırdı, “N, uyan! Sorgun birazdan tekrar başlayacak.” Gözlerini birden açan N, nerede olduğunu şimdi hatırladı. Zorla başını doğrulttu. Başını yasladığı için kolları uyuşmuştu. İstemsizce ellerini açıp kapadı birkaç defa. Uzun zamandır ilk kez  masa başında uyumuştu. Kendi kendine, “Masa başında uyumam mı kötü yoksa böyle bir duruma düşmem mi kötü?” diye söyleniyor ki memurun ne dediğini anlayamadığını söylediği sözler üzerine N, “Boşverin.  Benim için ikisi de aynı: Kötü.” diye ekledi. Bir şey anlamayan memur kafasını sağa sola sallayarak çıktı. Sorgu odasında tek başına kalan N, etrafını ilk kez inceleme fırsatı buldu. Hiç de televizyonda gördükleri gibi değildi. Kafasını kaldırıp tepesine baktı. En azından hani şu, tavanda  sallanıp duran kişiyi bir ışıkta bir gölgede bırakan lambalardan yoktu. “Hıh..” Lambanın sıradanlığa içerledi, ironik bir gülümsemeyle.Bir süre gözleri tavanda kaldı. Biraz sonra tam karşısında duran ayna görünümlü pencereye kaydı gözleri . Acaba kim vardı bu bölmenin arkasında?  Dikkati sadece yüzüne yoğunlaştı şimdi. Bitkindi. Gözleri çökmüş, açık teninden gözlerinin altının karardığı iyice fark edilir olmuştu ve başı düne nazaran daha az ağrıyordu. Birden ellerine, her ne kadar yıkamış olsa da uzunca süre silmesine bile izin vermedikleri ellerine, baktı. Tırnaklarının arasında kalan kan tortularına karşı – daha çok içine düştüğü duruma – bir bulantı duydu. N,  kafasındaki kartları yerine oturtmaya çalışırken iki polis memuru içeri girdi. Kadının elinde bir çay bardağı erkek de ise bir kaç dosya, N’nin karşısına oturdular: “Son bıraktığımıza göre iyi görünüyorsun. Tekrar başlayalım mı?”  dedi erkek polis. Kadın ise sessizce oturmuş çayını karıştırmaya başlamıştı. Dün, dün, dün…. Dün olanlar neydi?

N de çok merak ediyordu bunun cevabını. Gecenin bir yarısı polis evini basmış, tertemiz evini ellerinden akan kanlarla kirleterek çıkmıştı. Elinden alınan kan örnekleri,  kontroller, bitmek bilmeyen ifade süreci, dayanılmaz hal alan baş ağrısı, eline sinen kan kokusu, her soruya “Bilmiyorum.” ya da “Hatırlamıyorum.”  deyişi sabahın yedisine kadar sürmüştü. Şimdi saat ondu.

Düne dair her şeyi ayrıntılarıyla anlatması istemişlerdi bir kez daha. Her şey sil baştan. N, tabi ki sorgu sırasında peşindekilerden ve eline geçen nottan söz edemezdi. Olağan şeyleri anlatmaya başladı. Günün çoğunu bir kafede geçirdiğini bunu oradakilerin de teyit edebileceğini söyledi. Anlatmaya devam ederken daha çok  erkek polis soru soruyordu. Kadın polis hiç katılmıyordu ki konuşmalara N,” Tam çıkmak üzereydim birisi…”  dediği sırada birden, “Üç şekerli çay içer misin?” diyerek odaya geldiği andan itibaren bir kere bile yudumlamadığı çayı N’nin önüne koydu. N, beklemediği bu hareketi çayın hatırına şekerli de olsa kabul etti. Bir yudum aldıktan sonra şaşkınca – çay bardağı hala dudaklarındaydı- kadın polise baktı. Sanki bu anı bekleyen polis, “Siz göçmenmişsiniz.” deyince. Bir yudum daha almadan bardağı sessizce masaya bıraktı, “Evet ama bunun burda olmamla bir alakası olacağını düşünmüyorum.”

“Neden olmasın? Turistik bir gezi için iki yıl fazla uzun değil mi?”

Bir tuhaflık sezen N’nin aklına ilk gelen şey 3,2,1 kuralıydı: Yanlış bilgilerle doğruyu bulma. Üç şekerli denen çay, şekersizdi. İki yılın burada yaşamaya başlamasıyla hiç alakası yoktu. Tüm bunlar bir tesadüf olamazdı. Demek ki bu bir davetti. Geriye sadece N’ nin ağzından çıkacak bir sözcük kalmıştı.

“Turistik geziye çıktığımı  (Biraz durdu.) Hiç söylemedim.”

“Hiç” yerine ‘bir kere bile’ dese oyunu kabul edecek, istedikleri gibi tuzaklarına düşmüş olacaktı. Kadın polis hırslanmış ses tonuyla,

“Peki, neden buradasın?”

Bıyık altı diye tabir edilen bir gülümsemeyle N, polisin lafını çarpıtıp ve elleriyle bulunduğu odayı göstererek, “Sizce neden buradayım? Beni buraya getiren sizdiniz ya! Bana kalırsa ortada bir yanlış anlaşılma söz konusu.”

Artık biliyordu N, sessizce süren takip av farkına varınca bir oyuna dönüşmüştü. İşte o an, avında korkunun kokusunu alabildiğini düşündüğü an, zihninde bir görüntü belirdi. Kafede her çay söylediğinde etrafa bakındığı zaman sağ çaprazındaki masada beliren  süliet ve kalktığında yanından geçerken aldığı koku… Kahretsin!  Şimdi tam karşısında. Biliyorlardı. Zarfın içindeki notu alıp cebine atmıştı. Sonra da zarfı dışarı çıkıp hiç açmamış gibi yırtıp çöpe atmıştı. O andan itibaren N, sessiz kalma hakkını kullandı.

Tüm deliller N’nin evine hırsız girmiş olma ihtimali üzerindeydi. Kanından çıkan bir madde ilaçla uyutulduğunu ve ellerine bulaşan kanın da hayvan kanı olduğu bunun muhtemelen hırsızların  kadını korkutmak için yaptıkları düşünüldü. N, artık serbestti. Karakoldan ayrılmadan kadın polisin yanına geldi. İyice dibine kadar sokulup derin bir nefes aldı ve fısıldayarak , “Bu kokunu aldığım üçüncü sefer.  Parfümünün değişik kokusu var ve ben bu kokuyu iki kez daha almıştım. Ha! Zira ben, duyumsadığım kokusu bir kere bile unutmam. Bir kere bile…Bir.

Bu içeriğe emoji ile tepki ver
7 kullanıcı tepki verdi
Bunlar da ilginizi çekebilir
Benzer yazıları okuyabilirsiniz.
 
Gayya Kuyusunda Aşk
  • AĞUSTOS 23, 2020
  • 145 görüntülenme
 
Toprak
  • HAZİRAN 20, 2020
  • 194 görüntülenme
0 Yorum
Yorumları okuyabilir ve cevaplayabilirsiniz.

Yorum Yazın
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlendi.