Meşrep

Şule KAYAN
Meşrep

“Hüsrev Bey, kovuldunuz!”
Az evvel işittiği bu sözün idrâkine varamamış gayrı ihtiyâri tekrar sorma zahmetinde bulunmuştu:
“An… Anlamadım. Kovuldum mu?”
“Anlamayacak bir şey yok Hüsrev Bey, bu işte sizden çok daha mâhir birini bulduk zaten sürekli de geç geliyordunuz.”

Hüsrev, yumruğunu sıkarken kendini teskin etmeye çabalasa da Allah’ın Celal sıfatı çoktan yüzünde tecelli etmeye başlamıştı. Karşısında sinsi tebessümünü saklayan bir bezirgân duruyordu sanki. Hayâl ettiği bu anı gerçekleştirmek için gözünün içine baka baka yalan söylüyordu. Söylediklerinin hiçbiri kâbil değildi oysa ki, ilk kez gerçekleşmiş bir hatayı nasıl da genelleyivermişti. Hoş, bunca şaşırması da tuhaftı. Bu lafzen heriften başka türlüsü beklenebilir miydi sanki? Daha fazla dayanamayıp adamın üzerine yürüyecek oldu ama bir adım atar atmaz kendini durdurdu. Bu davranışı asla kendine yakıştırmazdı. İki haklı kelâm etse, söylediklerinin karşısındaki bu şuursuz adamda pek bir tesir etmeyeceğini, aksine bir de tahammül edemeyeceği sözlere maruz kalacağını tahmin edebiliyordu. İnsanî olarak aşağı vasıflarda gördüğü bu adamın sözlerine, sırf yarım saat öncesine kadar kendinden mertebe olarak yüksekte olduğu için katlanmak istemezdi. Şu an onunla muhâtap olduğu her ânı ziyan sayacak kendine büyük bir yanlış yapıyor gibi hissedecekti. Diğer taraftan yıllardır çalışıp emek verdiği bu yerden kabul edilmiş bir mağlubiyetle de çıkamazdı. Şimdi sıra ondaydı, adamın yüzüne büyük bir kayıtsızlıkla bakıp gülmeye başladı.Bir taraftan gülüyor diğer taraftan dikkatle adamın gözlerine bakıyor, beklediği bir ifadeyi arıyordu. Adam, Hüsrev’in bu tepkisi karşısında şaşırmış kalmıştı.

Hüsrev, adamın yüzündeki habis ifadenin şaşkınlığa dönüştüğünü gözlerindeki sinsi mananın allak bullak olduğunu fark ettiği an daha bir gümrah sesle gülmeye başladı. Yavaşça arkasını dönüp masada duran ceketini aldı. Gülüşü sükûn bulmuştu artık, adamın gözlerine delici bir bakışla baktıktan sonra odadan çıkıp hızlı adımlarla kendini sokağa attı. Adamın gözlerindeki manayı değiştirmek isterken duygularını allak bullak ettiğinin farkına varamamıştı. Kafasının içinde büyük bir boşluk oluşmuştu, iradeden tamamen soyutlanmış bir hâlde nereye gittiğini bilmeden hızla yürüyordu. Bir müddet sonra durdu ve arabasının tam tersi istikâmette kaldığını fark etti. Toparlanması gerektiğini kendi kendine kabul ettirmek istercesine kafasını aşağı yukarı hafifçe sallayıp en sonunda yere eğdi. Derin bir nefes alıp gökyüzüne baktı. Tuttuğu nefesi usul usul göğe bırakıyordu, sanki nefesi değil az önce yaşadıklarının tesiri bağrını yaka yaka ilerliyor ve sonunda dışarı çıkıyordu. Biraz kendine geldikten sonra ardına döndü ve arabasına doğru ilerledi. Bu saatte eve gitse çocuklara ne diyecekti. Birkaç saat dışarıda oyalandıktan sonra her zamanki saatinde evine döndü. Çocuklar yatıştıktan sonra eşi Nadire Hanım’a mevzûdan bahsetmesi gerektiğini düşündü. Nadire’nin yanına yaklaştı ve sesini toparlayarak söyleyiverdi, “Nadire, bu sabah işten çıkarıldım.” Nadire şaşırmıştı ve ne demesi gerektiğini bilemedi. Tam bir şey söyleyecek olmuştu ki Hüsrev tekrar söze girdi: “Neden olduğunu sen sormadan ben söyleyeyim.” Gözlerini Nadire’ye çevirmek istemişti ama yapamadı bir noktaya odaklanıp devam etti.

“Çok çalıştım Nadire, sen de biliyorsun. Bu yaşıma kadar yalnız kendi ikbâlim için değil; sizin, yaşadığım bu toprakların insanlarının istikbâlini de düşünerek çalıştım. Hiçbir zaman sorumsuzluğu, rahatına düşkünlüğü akıllılık bilmedim. Bilmem de… Ama gel gör ki…” Sesini yumuşattı, yutkunmaya çalışarak: “Gel gör ki, ben azmedip çalıştıkça talih karşıma hırs düşkünü zavallılar çıkardı. Zavallı dediğime bakma, onlara kalsa asıl zavallı da bendim. Kendini bilmeyen biri olsam, onların karşısında böyle olduğum için suçlu hissedebilirdim. Bana, kendimi suçlu hissettirmeye çalışırlardı, anlıyor musun? İşte en sonunda tekmeyi yiyen yine ben oldum. Sana iş mi yok diyeceksin, var! Var da… Ya emeklerim Nadire?”

Nadire eşinin başını, omzuna yasladı ona sıcaklığını hissettirerek destek olmaya çalışıyordu. Hüsrev’in düşünceleri biraz dinginleşmişti ki, Nadire’nin yanında sabah yaşadıklarının tesiriyle, bu kadar kötü hâlde olmanın mahcupluğuna büründü. Nadire onu hiç böyle görmemişti. Çünkü o, insanlara olan inancını hep diri tutmuştu. Hâlâ da öyleydi ama bugün çok yorulmuştu. Sözlerini tam olarak varmak istediği noktaya getirmek için kafasını kaldırdı: “Bereket versin güzel insanlardan bihaber değilim Nadire. Dürüstlüğe ehemmiyet verenler de çok, asla insanlardan ümidimi kesmem. Olur ya, sen de kesme.” Nadire, eşini gayet iyi anlamıştı. Söylediklerini gözleriyle onayladıktan sonra Hüsrev, başını tekrar onun omuzlarına yasladı. Odaya ağır bir sessizlik düşmüştü. Nadire derin düşüncelere dalmış sorularına cevaplar ararken Hüsrev’inse epeyce uykusu gelmiş, konuşmaya tâkâti kalmamıştı. Göz kapaklarını zor tutuyor sesini toparlayıp duyurmakta zorlanıyordu. Uykuya dalmadan önce son cümlelerini söyledi.

-Yarın yeni işlere bakacağım Nadire.
-Sonrası…
-Sonrası Allah Kerim.

Bu içeriğe emoji ile tepki ver
1 kullanıcı tepki verdi
Bunlar da ilginizi çekebilir
Benzer yazıları okuyabilirsiniz.
 
Gayya Kuyusunda Aşk
  • AĞUSTOS 23, 2020
  • 262 görüntülenme
 
Toprak
  • HAZİRAN 20, 2020
  • 288 görüntülenme
2 Yorum
Yorumları okuyabilir ve cevaplayabilirsiniz.
Sebile
2 sene önce

Umut iyi bir şeydir.Belki de en iyisi ve iyi şeyler asla ölmez.”

Nevin
2 sene önce

Muhteşem… Hürmetler Şule Hocam. Devamını büyük bir merakla bekliyorum üstadım

Yorum Yazın
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlendi.