Dilhun

Serap Demir
Dilhun

Tanısı geç konulunca boğuldu balık bir kaşık suda. Bu da bir şey mi? Çığ kardan korkunca düşmez oldu faraza, çiğ yenildiğinden pişmez olunca anılar, an’ı yok saydı gece ve hiçbir hece dile gelmez oldu böylece. Dize gelmeyen an, hamdır. Bazen haram, bazen haktır. O da bir şey mi? Sığ kaldı enkazın arasında, endamını yitirdi dün ve birkaç heceyle devam etti yola.

Pazarın ertesi var, tam da Sütçü İbrahim Ağabey’in geldiği saatlerde gün yeni doğuyor bazı haneler için burada. Bir nefeslik canı olan balkona koşuyor, karşısı deniz. Benzi atıyor birden günün, beti soluyor. Çığ gibi büyüyor sis, isli bir kentin isten kaybolmuş yüzüne çeviriyor kendini. Biraz İstanbul gibi… Sahi, teşhisi erken olursa isten bulur mu kendini?

Sağır olup uydursa inanırdım duyduğuma.
Ama bir yer var içinde öyle yara
Öyle savurgan
Ve düşüyorken dara
Az ötedeki kıraathanede anlatıyor zaman: ”Duy da inanma!”

Saat de yoruldu geç kalmalara. Erkenci olduğu günler yıllar ardında kalmış. Tanısı geç konulmasaymış iyi kadınmış. Saat diyorum, gebe kalmış. Anahtarı kilide kaçınca düşükler yapmış kalem.

Şimdi icraya verilse onarılır mı sokaklar? En ücra köşelerde battığı yerden doğar mı, an? Salıdan öncesini hatırlatan ve gelmeyince Sütçü İbrahim Ağabey, durdu zaman. Sadece rüyada görüş gününe atfedilmiş ve hülyalara sığmayan bir akşam… Meyhaneler kilit ve buz gibi beyaz bir cam, iki el ateş sesi kadar soğuk.

Kendine dar geliyor şu sıralar, sahibinden çok yıpranmış bir el, el çekiyor karanlıktan. Nedir daha evla olan? Dahasına kibrit çakılmış, berinin ötekileştirdiği zaman, “Boy ver!” diyor, buralar derin…

Hiçbir lügatte yazmıyor şimdi… Sireni susmuş birkaç tren sesi, istasyonlar dargın ve taşımıyor vagon ardındaki izi. Hiçbir bavula da sığmıyor, “Aman evladım kırılmasın,” diye tembihlediğin bir kalp kadar tuz şimdi. Hangi yaraya basarsan, bileğine kadar kesilecek varmamak için, cam kenarı kesilen bir bilet yalnızlığı ve biraz can kenarındaki azlığın hikâyesi…

Dize devrilen baştan var mı daha ötesi? Sağ baştan sayıp, sol kötürüme denk gelmek gibi lalüebkem…

Belki bir şiir adım önde,
Tuzu eksik yaş durmayınca gözde, yitmesin diye şuur, geceyle davalı…
Belki bir ur gibi tek hecelik günlerde,
Kanı bozuk satırlara tüplerce kan verilince, delil yetersizliğinden tükendi kalem.
Şimdi adını illere verseler sanma kalır payidar, dile gelse bir sokak lambası, hicap duyar yandığından. Lafazan duvarlar da susar bir gün.
Ama bir yer var ki içinde öyle üzgün
Öyle kuytu
Ve uykusundan kalkmış gibi dağınık yüzü selamlıyor, dünü.

Çağ dışısın kadın! Bakışlarından belli bu dünyaya ait olmadığın ve konulmamış teşhisi dudaklarının. Resmi kayıtlara, “Dilhun,” diye geçerken, ardında bıraktığın kovan gem vuracak satıra ve gelecek hatırına:  ”Dün anladığınsa, bugün gelecek zamanların tekil adıdır.”

Bu içeriğe emoji ile tepki ver
0 kullanıcı tepki verdi
Bunlar da ilginizi çekebilir
Benzer yazıları okuyabilirsiniz.
 
Gayya Kuyusunda Aşk
  • AĞUSTOS 23, 2020
  • 273 görüntülenme
 
Toprak
  • HAZİRAN 20, 2020
  • 295 görüntülenme
0 Yorum
Yorumları okuyabilir ve cevaplayabilirsiniz.

Yorum Yazın
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlendi.