Bisiklet

Havva Akel
Bisiklet

Zamanı geri almak gibi bir şansım olsa yine o yaza gitmek isterim; çocukluğumun en güzel yazına. Küçük mutluluklarla yetindiğimiz, çocuk olmanın tadını sonuna kadar yaşadığımız anlara. Zamanın bize değil, bizim zamana hükmettiğimiz yıllara. Saat nedir bilmezdik de zaman, kendini ezan vakitleriyle hatırlatırdı bize. Öğle namazına kadar bisiklete binerdik, ikindi namazına kadar top oynardık. Sonrasında saklambaç, yerden yüksek gibi oyunları akşamı ederdik. Akşam ezanıyla birimizin annesi, “Sizin eviniz yok mu da bu saate kadar dışardasınız?” diye bizi azarlarken hala doyamazdık dışarılarda olmaya. Başımız eğik evin yolunu tutardık istemeye istemeye. İçimizden birisi mutlaka, “Yarın geç kalmayın ha!” diye uyarırdı bizi çünkü yarına dair planlarımız hep belliydi.

Sabah erken saatlerde kahveye gelen dedeler -bilirdik ki- öğle namazına kadar dışarı bir adım bile atmazlardı ve kısmet bu ki, hepsi bisikletle gelirlerdi kahveye. Orada boş duran bisikletler birkaç saatliğine bizim olurdu. İşte o saat aralıklarında bizim için bir maraton başlardı. Pusuda bekleyen bir kurt gibi beklerdik kahvenin karşısında. İzlerdik, bisikletlerin tek tek kahvenin önüne dizilişini. Hele bir de sayımız kadar bisiklet toplanmışsa keyfimize diyecek yoktu. Geriye sadece Kahvecinin Oğlu Aziz’den işaret beklemek kalırdı. O işaret geldi mi de kendi aramızda yarış başlardı. Herkes pusudan çıkar kaptığı ilk bisiklete biner, o gün belirlediğimiz karpuz tarlasına varmaya çalışırdı. Tarlaya ilk ulaşan o günü bedava dondurmayla kapatırdı. Çünkü Aziz dondurma almamız karşılığında gözlülük yapardı bize. Aziz, “Beş kişilik dondurma koydum tasa,” derdi babasına. Tabi o zamanlar çubuk dondurmalar yoktu. Külahlar vardı ama bize getirene kadar dondurmanın erimesinden korktuğunu söyleyen Aziz hem bize kıyamazdı, hem de bizim için külah harcamaya! Sekiz kişi yerdik dondurmayı ama yine de ses etmezdik. Sonuçta bisiklete binmek vardı ortada. Arda kalan para da Aziz’in olurdu. Aziz, dondurmalar erimesin diye babasının motoruyla gelirdi arkamızdan. O karpuz yerken bu defa biz motoru alıp tur atardık etrafta. “Babam görecek. Valla bir daha vermez motoru. Ben de yayan gelemem. Mazot bitecek oğlum!” diye sızlanmalarına hiç aldırmazdık. Sami daha da üstüne giderdi: “Len bizden aldığın fazla paralarla mazot alırsın sana dokunmaz!” Aziz hem kızardı, hem de gülerdi: “Verin de gideyim ben. Siz de geç kalıp başımı belaya sokmayın,” der ve giderdi. Biz de vakit yaklaşınca bisikletleri koyardık yerlerine, bazen yakalandığımız olurdu. En çok Salih Dede kızardı bize, “Sizi gidi veletler gene mi çaldınız velespitleri?” der, derken de çötesini bize sallardı. Sami zaten onu görünce olduğu yerde durur, bisikleti atar kaçardı. El mecbur, ben de inip iki bisikleti götürürdüm yavaş yavaş. Boynum kendiliğinden sağa bükülürdü. Alışıktı biraz sonra başına geleceklere. Kulağımın acısı hiç geçmeyecek sanırdım ta ki ertesi gün yine bisikletleri görene dek. Bisiklete biner acım dinerdi.

Çoğu zaman çocuklar tarla başında gölgelenirdi. Bense yerimde duramaz tekrar tekrar tur atardım bisikletle. Eee, ben bisikleti sadece bir yarış aracı olarak göremezdim ya! Bazı günler onları bırakıp giderdim kafamın istediği yere, rüzgârın estiği yöne. Rüzgârı hissetmeyi çok severdim. Bisikleti bırakıp ellerimi açardım. Düşmekten korksam da yine de açardım ve gökyüzüne selama dururdum. Bazen yavaşça sürerdim ve ağaçlık alanlara giderdim. Bazen de boş arazi de bir gölgelik bulmak için tüm gücümle sürerdim bisikleti. Bir gün bu yolları kendi bisikletimle geçtiğim zamanların hep hayâlini kurardım. Hem babam söz vermişti seneye yaza alacaktı bisikletimi. Bu külüstür gibi olmayacaktı. Rengi kırmızı olacak üzerine sakızlardan çıkan çıkartmalarla kedigözü bile olacaktı. Kahvenin önünden geçerken inadına zilini çalacaktım. Salih Dede, “Sizi gidi veletler gene mi çaldınız velespitleri?” diye kızgın kızgın çıkarken dışarı, ben dilimi çıkartıp el sallayacaktım ona. O da bu sefer kendinden çıkarsın acısını. Kulağım bir rahatlasın! Bir daha başkasının bisikletine binmeyecektim. Artık hiç kimse bir daha bana kızmayacaktı ve kulağım bir daha acımayacaktı.

İşte böyle hayallere daldığım bir gün ezan sesi geldi kulağıma ani fren yapıp geriye döndüm. Ne kadar uzağa gitmiştim, nasıl dalmıştım da zamanı kaçırmıştım. Şimdi hem bir kez daha yakalanmış olacaktım, hem de Salih dedenin vakti kaçırmasına sebep olacaktım. En çok hangisine kızacaktı acaba? Bu telaş içinde nasıl bisiklet sürdüğümü ben biliyor muyum? Neye takıldım, orada ne vardı hâlâ bilmiyorum. Her şey tepetaklak olmuştu. Bir sızı duyuyordum ama “Nerem ağrıyor, ne oldu bana?” diye bile soramıyordum kendime çünkü gözüm parçalanmış bisikletten başka bir şey görmüyordum. Ben sapasağlamdım da parçalanan bisikletin sızısı mı vardı içimde. Korkulara hapsolmuştum. Suçluluk duygusu muydu acımı hissettirmeyen bana? Yaralarımı görmemiş, çenemden akan tek şeyin gözyaşı olduğunu sanmıştım. Ta ne vakit sonra babam traktörle arayıp bulmuştu beni. Ben bisikletin önünde diz çökmüş öylece dururken. Tam bağıracak gibi oldu ama yüzümü gören yüzü kireç kesildi. Geldi bana sarıldı. Bisikleti bir tarafa, beni bir tarafa attı eve sürdü traktörü. Yol boyunca hiç başımı kaldırmamıştım. Sadece gözümün altından bir bisiklete, bir babamın gömleğine bulaşmış kan lekesini bakıyordum, kendi kanıma.

Annemin beni gördüğündeki feryat figân haykırışları hâlâ dokunur yüreğimin çocukluk yaralarına. O gün kolumla dizim yüzülmüş, sol kaşım yarılmış, elmacık kemiklerim morarmış ve çenem… Çenemde kocaman bir yara oluşmuştu. Ertesi gün kumbaramdaki bisiklet paralarımı alan babam üzerine ekleme yaparak yeni bir bisiklet almıştı. O olaydan sonra bisiklet bana yasaklanmış, Salih Dede benim hayâllerime kavuşmuştu. Bense vücudumdaki ileride de taşıyacağım izlerle baş başa kalmıştım. Bedenim yaralı; ruhum paramparçaydı.

Bu içeriğe emoji ile tepki ver
0 kullanıcı tepki verdi
Bunlar da ilginizi çekebilir
Benzer yazıları okuyabilirsiniz.
 
Bir Tutam Gök
  • AĞUSTOS 28, 2019
  • 97 görüntülenme
 
Conan’ın Düşünceleri
  • AĞUSTOS 27, 2019
  • 614 görüntülenme
0 Yorum
Yorumları okuyabilir ve cevaplayabilirsiniz.

Yorum Yazın
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlendi.