Arno Gruen’in İtaate Karşı Kitabından 15 Alıntı

Balta
Arno Gruen’in İtaate Karşı Kitabından 15 Alıntı

Dünya evet diyen ve kendinden veren insanlardan oluştuğu için Nietzsche “ideal” dünyayı bir yalan olarak değerlendirmiştir. (s.11)

İki genç balık yol boyunca yüzmektedir ve tesadüfen ters yönde yüzmekte olan yaşlı bir balığa rastlarlar. Yaşlı balık onlara başını sallar ve “Günaydın gençler, su nasıl?” diye sorar. İki genç balık bir süre daha yüzmeye devam ederler ve sonunda biri diğerine bakarak, “Su da ne demek oluyor?” diye sorar.

 İtaat de bizim için bu benzetmedeki balıkların varlığından haberdar dahi olmadıkları su gibidir. Dahası bizler modern köleler ve hizmetkârlar olduğumuzu bile inkâr etmekteyiz. Prangalarımızı artık hissetmiyoruz. İşte bu yüzden de bu hizmetkârlığa ve itaate karşı olan savaşımız bu kadar zor. (s.12)

Boyun eğme konuşma ve düşünmenin de öncesinde çocukluğun en erken döneminde başlar. Böylece kişi çocukluğunda başlayan bu itaati sonradan farkında olmadan benimser ve ona katlanır.

İşte bu nedenden dolayı birçok kültür de bizimki gibi gelişir: Sıkı gelenekler refleksel itaat uyandırır, bu da bizi yetkilileri sorgulamamamıza, verilen programa teslim olmaya ve düşünceleri gruplandırmaya ittiği gibi sonunda da kendimizi düşünmekten ve bizi kendi kaderini tayin etmekten aciz hale getirir. (s.13)

Bizler akılcı düşünce ile körü körüne itaate karşı koyabileceğimize inanıyoruz. Ancak burada bunun gerçekten düşünmek ve bir şeyleri ölçüp biçmekle ilgili olmadığını fark ediyoruz. Bu daha ziyade çocukluğumuzun erken zamanlarında bastırmak zorunda kaldığımız annelerimizin ve babalarımızın ezici gücünün esaretidir. Kültürümüze göre ebeveynlerimiz her şeyi bilen, bizim için en iyisini isteyen kişileri oldukları için onların üzerimizdeki gücünü fark edemiyoruz. (s.15)

İnsanlar kendilerinin sadık ama itaatkâr olmadıklarına inanırlar, çünkü kendilerinin özgür iradeleriyle sadakati hissedip deneyimlediklerini düşünürler. Ancak insan, sadakati kendi hür iradesiyle seçtiği ahlaki bir değer olarak gördüğünde güçlü olanla özdeşleşmeye hizmet eden itaatin üstünü örtmüş olur. Hem sadakat, hem de itaat; otoriteye dayanır ve ahlaki değerlere gönüllü bir şekilde hizmet eder. (s.16)

Otorite tarafından yasaklanmış olduğu için yüzleşmediğimiz korku, suçlu ile ittifak kurarak kurbanın kendisine itaat etmesine şiddetini aşka dönüştürmesine yol açar. İşte bu sayede aşırı sağcılık yanlısı ve totaliter liderler, toplumsal karışıklık dönemlerinde iktidara gelirler. (s.18)

 (…) hedefleri değersiz kılmamak ve her şeyden önce başarısızlığa uğramamak için sürekli hayatta kalma mücadelesi veriyoruz. (s.19)

1928 yılında yazdığı Maurizius Vakası (Der Fall Maurizius) adlı romanında Jakob Wassermann: “Demek istediğim, iyilik ve kötülük insanların birbirleriyle olan ilişkilerinin değil, tam tersine insanın kendisiyle olan ilişkisinin bir sonucu olarak ortaya çıkar.” (s.23)

1973’te Rauschning ile olan konuşmasında Hitler: “Yahudi içimizdedir. Onunla savaşmak görünmez olanla, şeytanla savaşmaktan daha kolaydır,” demiştir. “Yahudi”, Hitler’in kendi içinde bulunan, yok etmesi gereken bir parçasıydı. (s.32)

Fethetmek ve galiplerin yanında olma ya da üstün bir ırka sahip olma duygusu, arkasına gizlendiğimiz aşağılık kompleksimizden kurtulmak için harika bir yoldur. (s.43)

Kişinin yabancılara, Yahudi, Türk, Vietmanlı, Polonyalı, Çin, özürlü ya da “değersiz” olarak nitelendirilen hayatlar arasında fark gözetmeksizin duyduğu nefret, aslında kendisine beslediği kinden ibarettir. (s.43)

Yüksek kültürümüzün temeli, dünyayı kontrol etme, sahip olma ve ona hâkim olma arzusudur. (s.51)

Linda Cuma akşamı Tempe’deki bir dans etkinliğinden sonra eve dönmedi. Cumartesi günü, önceki geceyi hava kuvvetlerinden bir yüzbaşı ile geçirdiğini itiraf etti. Ders olmadı adına ebeveynleri ona bir ceza verdi: Ondan iki senedir sahibi olduğu köpeği öldürmesini istediler. Pazar günü Linda’yı ve köpeği evlerinin yakınındaki çöle götürdüler. Annesi köpeği tutarken kız mezar kazmak zorunda bırakıldı. Daha sonra babası silahı kızına verip ona köpeği vurmasını emretti. Bunun yerine, kız tabancayı şakağına dayayıp kendini vurdu. (s.52)

İtaat hepimiz için eşittir. İngiliz asıllı Edward Young’ın 18. yüzyılda belirttiği gibi, “Her birimiz orijinal olarak doğduk ama kopya olarak öleceğiz.” (s.62)

(…) tarihteki en acımasız suçlar her zaman itaat altında işlenmiştir. (s.65)

 İtaat yıkıcıdır, düşünceyi sınırlar ve gerçeği yalanlar. Gerçeğin bütünlüğü sınırlandırılamaz ve sadece güçlü olanların dar perspektifine indirgenemez. Daha iyi bir dünya kayıp bir cennet fantezisi değildir. Körleşmiş itaat kırıldığında ve gerçek kişiler arası empatiye dönüştürüldüğünde daha iyi bir dünya görünür hale gelir. (s.69)

Bu içeriğe emoji ile tepki ver
0 kullanıcı tepki verdi
Bunlar da ilginizi çekebilir
Benzer yazıları okuyabilirsiniz.
 
Nizar Kabbânî
  • TEMMUZ 23, 2019
  • 28 görüntülenme
0 Yorum
Yorumları okuyabilir ve cevaplayabilirsiniz.

Yorum Yazın
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlendi.