Yürüme Üzerine

Yürüme Üzerine

Yürümek… Derin bir kelime. Bu kelimeyi Türk Dil Kurumu, “adım atarak ilerlemek, gitmek” şeklinde tanımlamış. Yürümek, elbette sadece adım atarak bir yerlere ulaşma eylemi değildir. Ömrünün son çeyreğini yaşayan teyze ve amcaların, parlak parlak eşofmanlarla stadyum çevresinde kendilerini spor yapıyor zannetmesi hiç değildir. Yürümeyi karşı cinsi ile tanışmak maksadı güden bir davranış olarak görenler yazının bundan sonrasını okumasa da olur. Zira herkes okusun diye yazmıyoruz bu satırları. Evet, kalanlar kemerlerinizi bağlayın, koltuklarınızı dik konuma getirin, hazırsanız başlayabiliriz.

Eski zaman dervişleri kendi hakikâtini aramak için düşmüşler yola. Kimisi varlığın özünü bulmak için, bir başkası yeni yerler görmek, yeni yüzler keşfetmek için vurmuş kendini yola. Rousseau’ya göre yürümek özgürlük deneyimidir, bitmek bilmez bir gözlem ve düş kaynağıdır. Kimi zaman ise insan hayallerinin peşinden yürür.

Meşhur bir hikâye: Mehlikâ Sultan Kaf dağında yaşayan uzun boylu, uzun saçlı, ayın on dördü gibi aydınlık yüzlü bir kız. Her kim rüyasında Mehlikâ Sultan’ı görsün atar kendini yollara, ona doğru gider. Mehlikâ Sultan’a âşık yedi genç, rüyalarında bu muamma güzeli gördüklerinden beridir, bir gece şehrin kapısından sessizce çıkar. İçlerinde hicran, sırtlarında aba günlerce giderler. Onlar yürüdükçe yollar uzar, emel gurbeti eleme döner. Ve neden sonra Mehlikâ’nın kara sevdalıları çıkrığı olmayan bir kuyu görürler. Korkulu gözlerle suya bakarlar. Gördükleri, etrafı ölüm servilerinden başka bir şey değildir. Yolculardan en küçüğü, en ümitli olanı hayalinde bile olsa bu güzel peri kızı ile nişanlanmak için parmağındaki gümüş yüzüğü sıyırıp suya atar. O an bir hayal âlemi peyda olur. Mehlikâ’nın kara sevdalıları yolculuğun son demine ermişlerdir artık. Mehlikâ Sultan’a âşık yedi genç seneler geçmesine rağmen henüz gelmemiştir. Her kim bu yedi genci sorsa, “oradan gelmeyecekmiş” derler. Her biri, kara sevdalı yedi genç asla kavuşamayacakları bir sevgili için günlerce yürüdüler. Yürüyüş, nerede olduğunu bilmediğin, hiçbir zaman kavuşamayacağın “sevgili”ye doğru gitmektir. Belki de her birimizin bir Mehlikâ’sı vardır.

Mevzubahis ne zaman Mehlikâ Sultan olsa aklıma Konstantinos Kavafis’in “İthaka” şiiri gelir. Homeros’un Odysseia destanında İthaka, Odysseus’un yurdu olarak geçer. Odyssesus evine dönmek için Kiklopları ve insan yiyen Lestrigonlar’ı aşmak zorundadır.

İthaka’ya doğru yola çıktığın zaman,

dile ki uzun sürsün yolculuğun,

serüven dolu, bilgi dolu olsun.

Ne Lestrigonlardan kork,

ne Kikloplardan, ne de öfkeli Poseidon’dan.

Bunlardan hiçbiri çıkmaz karşına,

düşlerin yüceyse, gövdeni ve ruhunu

ince bir heyecan sarmışsa eğer.”

Bu şiirde kendi özüne doğru yolculuğun dile gelmesini gördüm hep. İnsanın kendine doğru yola çıkmasını…

Hiç aklından çıkarma İthaka’yı.

Oraya varmak senin başlıca yazgın.

Ama yolculuğu tez bitirmeye de kalkma sakın.

Varsın yıllarca sürsün, daha iyi;

sonunda kocamış biri olarak demir at adana,

yol boyunca kazandığın bunca şeylerle zengin,

İthaka’nın sana zenginlik vermesini ummadan.

Sana bu güzel yolculuğu verdi İthaka.

O olmasa, yola hiç çıkmayacaktın.

Ama sana verecek bir şeyi yok bundan başka”

Hayat yürüyüşümüzde karşımıza çıkacak tek canavar yine kendimiz olacaktır. Umalım ki uzun sürsün yolculuğumuz. Serüven dolu, bilgi dolu olsun. Eğer bizi yollara düşüren düşlerimiz yüce ise ne tepegöz misâli karşımıza dikilen yılgınlıktan ne de umutsuzluktan korkarız. Kendimizi yenmeyi başardığımızda kendi “İthaka”mıza ulaşmış olacağız.

 

Bu içeriğe emoji ile tepki ver
2 kullanıcı tepki verdi
Bunlar da ilginizi çekebilir
Benzer yazıları okuyabilirsiniz.
 
Sanat Tarihini Değiştiren Bir Pisuvar
  • EYLÜL 7, 2020
  • 76 görüntülenme
 
Bozkır ve İnsan
  • AĞUSTOS 22, 2020
  • 262 görüntülenme
1 Yorum
Yorumları okuyabilir ve cevaplayabilirsiniz.
Mello
9 ay önce

Eyvallah mehlika iyidir insallah

Yorum Yazın
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlendi.