Türk Sporu ve Galatasaray’ın Gerçek Efsanesi: Sabri Mahir

Türk Sporu ve Galatasaray’ın Gerçek Efsanesi: Sabri Mahir

Sabri Mahir, Galatasaray’ın ilk efsanesi… Türkiye’nin ilk boksörü ve yurt dışına transfer olan ilk futbolcusu… Antrenör ve vatansever bir öğretmen. Filmlere konu olacak türden bir hikâye. Almanların deyimiyle: Çılgın Türk!

Sene 1904! İzmir’de yaşayan İngiliz eşrafından James LaFontaine, İstanbul’a gelerek ülkemizin ilk futbol ligini kurduğunda müsabakalarda yalnızca dört takım yer alabildi. Bunların üçü İngiliz takımı Imogene FC, Moda FC, Cadi-Keuy [Kadıköy demek istemiş olmalılar, maçlarını da şimdilerde Şükrü Saraçoğlu Stadı olarak bilinen Papazın Çayırında oynuyorlardı] ve diğeri Rum takımı Elpis idi. Belirlenen kurallara göre Abanoz Ağacı üzerine çakılan şilde her sezon şampiyon olan takımın adı yazılacak, şampiyon takım ertesi sezon başlayana dek şildi muhafaza edecek ve on sene sonunda en çok hangi takım şampiyon olmuşsa şildin sahibi o takım olacaktı. İlki deneme olarak tertip edildiği için sezonu şampiyon tamamlayan Imogene, şilde adını yazamadı. Ve tabi ki, hiçbiri pek yakında kurulacak iki Türk futbol takımının yükselişine mani olamayacaktı. Dört sezon boyunca kupaya ambargo koyan İngiliz ve Rum takımları, İstanbul’daki ilk futbol deneyiminin tadını çıkardılar. Bunda otuz yıl arayla ilân edilen iki meşrutiyet rejiminin ve aradaki Abdülhâmid yönetiminin halkı politikadan uzak tutma çabalarının payı yok değildi.

Sabri Mahir ringde

1905 senesinde ilk Türkçe sözlük Kamus-ı Türkî’nin müellifi Şemseddin Sami’nin [ayrıca Osmanlı Türkçesiyle kaleme alınan ilk romanın da yazarı; Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat] oğlu Ali Sami Yen, Galatasaray Kulübünü kurunca ilk yerli futbol takımı yeşil sahalara merhaba, dedi ve İstanbul’da Payitaht’ın katkılarıyla peyda olan gayrîmüslim şımarıklığına karşı Türklerin tesellisi hâline geldi. [Ali Sami Yen, kulübün kuruluş gayesini şöyle açıklamıştı: “İngilizler gibi toplu oynamak ve Türk olmayan takımları yenmek.”] Oyuncular ve yönetim Fatih Sultan Mehmed Han’ın mahdumu Sultan Bâyezid Han tarafından kurulan ve Sultan Abdûlaziz tarafından yenilenen Mekteb-i Sultâni’nin (Galatasaray Lisesi) içerisindendi. Dört sezon boyunca Başkent İstanbul’da var olma mücadelesi veren Türk takımı, 1909 senesine gelindiğinde kupanın sahibi oldu [o yıllarda lisenin müdürü ünlü şâir Tevfik Fikret’ti]. Ertesi sezon ise İstanbul Liginde yer alan başka bir Rum takımı Struggles maçında olaylar çıkınca müsabaka yarıda kaldı. Herkesin dilinde aynı isim dolaşıyordu. O isim, şampiyon takımın 10 numaralı sol açığı, Sabri Mahir’di.

Galatasaray Futbol Takımının 1909 Sezonu İlk Şampiyon Kadrosu. İşaretli olan Sabri Mahir, üstten üçüncü sırada ayakta duran fesli Ali Sami Yen, ortada sandalyede oturan Tevfik Fikret

Takım arkadaşlarının çoğu gibi Galatasaray Lisesi öğrencisi olan Sabri Mahir, Diyarbakır İstinaf Mahkemesi Reisi babası tarafından yabancı dilde tahsil görmesi için İstanbul’a gönderilmişti ama o hem okuduğu lisede, hem Pera sokaklarında sürekli gayrîmüslimlerle kavga ediyor, her defasında da en az iki üç tanesini yere deviriyordu. Sezon içinde gerçekleşen bir maç esnasında karşı karşıya kaldığı rakibini hastanelik eden Sabri Mahir, Emniyet tarafından takibe alınıyor, disipline sevk edilmeden Lise Müdürü Tevfik Fikret’in aracılığıyla affediliyordu. Ancak aradan sene geçmeden Struggles maçında yine olaylar çıkınca zaten fişlenen sol açığı bu defa çok sevdiği hocası da kurtaramadı. Üstüne üstlük Tevfik Fikret, lisedeki görevinden de alınınca öğrenciler durumu protesto etmek için okulun önünde toplandı. Galatasaray Lisesinin kapısına kendini zincirleyen Bahriye Nâzırı Hüseyin Hüsnü Paşa’nın [en uzun süre Bahriye Nâzırlığı yapan devlet adamımız, tam 23 sene] oğlu Sakallı Nuri içeriye kimseyi sokmadı. Hemen yanında ise elbette Sabri Mahir vardı. Olaylar giderek büyüdü ve neticede polis duruma müdahale etmek zorunda kaldı. Genç futbolcu İstanbul’un her yanında didik didik aranmaya başlamıştı.

Polislerin peşine düştüğünü haber alan genç liseli, vaziyetin ciddiyetini anlayınca soluğu Fransa’da aldı. Giderken bu unvanı ele geçireceğinden haberdâr mıydı, bilinmez ama ülkenin en köklü kulüplerinden Paris ekibi Racing ile sahaya çıkarak ülke dışında forma giyen ilk Türk futbolcu oldu. Fransız taraftarların sevgisine mazhar olan Sabri Mahir burada da sol açık oynamayı sürdürdü ve takım kaptanlığına kadar yükseldi. Racing, Avrupa karşılaşmalarında yıllardır yenemediği İngiliz ekiplerini sırayla mağlup etmeye başladı. Aynı yıllarda Mısır’daki haklarından mahrum edilerek Paris’e sürgün edilen Kavalalıoğullarından Prens Ali Fazıl Paşa, Sabri Mahir’in methini duydu ve onu daha fazla para kazanması için ringlere çıkmaya ikna etti. Keza Sabri, henüz genç bir liseliyken Fransızca öğretmeninden de aynı tavsiyeyi almıştı. [Pera sokaklarındaki kavgalarından bütün okul haberdârdı.] Ringde ilk olarak büyük balık karşısına çıkan Sabri Mahir, karşılaştığı Fransız Şampiyonundan temiz dayak yemesine rağmen çalışmalarına ara vermeden devam etti. Galatasaray Futbol Takımından arkadaşı Rasih Minkâri’nin [futbol oynadığı yıllarda Fenerbahçe’ye transfer olmuş, bu da iki ezelî rakip arasındaki ilk transferlerden olabilir] aracılığı ile kendine Amerikalı spor temsilcisi edinen [menajerler her yerde] Sabri, Madrid’de İspanyolların ünlü boksörünü, Kral 3. Alfonse’un önünde nakavtla yenince basında yer edinmeye başladı. [Rivayetlere göre İspanyol boksör gözünü ancak kaldırıldığı hastanede açabilmiş ya da hayatını kaybetmişti.] Ringdeki bu başarısını ona takdim ettiği şiltle ödüllendiren Kral, ertesi hafta ülke genelinde boksu yasaklayacaktı.

Çılgın Türk: Sabri Mahir

Müsabakanın ardından soyunma odasında onu İspanya’ya getiren spor temsilcisinin paraları alıp arazi olduğunu anlayan Sabri [Amerika sömürmeye devam ediyor], arkadaşlarının yardımıyla Paris’e geri döndü. İddialı karşılaşmalardan vazgeçmeyerek sırayla İtalyan ve İngiltere Ağırsıklet Boks Şampiyonlarını yendi. Amerikalı boksörlerle yaptığı dövüşlerin ardından İngilizler, ona Oxford ve Cambridge Üniversitelerinde ders vermesini teklif etti. İki yıl boyunca İngiliz çocuklarına boks ve futbol dersleri veren Sabri Mahir, Birinci Dünya Savaşı çıkınca İngilizlerin hafiyelik önerisini, “Ben orduma karşı üniforma giyerek savaşmam,” diyerek reddetti ve büyük bir vatanseverlik örneği gösterdi. İngilizler, iftira ile Sabri Mahir’i dört yıl zindanlarda tuttu, savaş bitince serbest bıraktı. Savaşın ardından Almanya’ya geri dönen Çılgın Türk, sirklerde form tutmaya başladı. Ardı adına dört boksörle dövüşüyor ve her defasında dördünü birden yere seriyordu. Burada kazandığı parayla kendine bir salon açan Sabri, boks antrenörlüğü yapmaya başladı. 1924’te girdiği bir kasap dükkânında karşılaştığı iri kıyım çırağa, eğer spor salonuma gelirsen seni dünya şampiyonu yaparım, dedi. O genç, Almanların ünlü boksörü Max Schmeling’di. [2010 yılında çekilen bir filmi de var. Bknz: Max Schmeling, IMDB: 4,8.] Çalıştırdığı genç çocuğa başarı kapılarını ardına kadar açan Sabri Mahir, böylelikle sosyeteye de giriş yapmış oluyordu. Vicki Baum, Bertold Brecht, Vladimir Nabokov gibi sanatçılar boks dersleri almak için Galatasaray Lisesinin önünde Tevfik Fikret’in görevden alınmasını protesto ettiği için polis tarafından aranan bu gencin salonuna geldi. Hatta salona gelenler arasında o yıllarda birçok Alman gencin rüyalarını süsleyen ünlü oyuncu ve şarkıcı Marlene Dietrich de vardı. Eğitim esnasında yaptığı şımarıklıklarla meşhur antrenörü kızdıran Marlene salondan kovuldu. [Hakkında yazılanlara bakılırsa Sabri Mahir, genç ve güzel oyuncuyu salondan kovarken kıçına tekme atmayı da ihmâl etmemişti.]

Marlene Dietrich, Alman askerleriyle

Sabri Mahir’in öğrencisi Max Schmeling’in ringlerdeki başarısı Adolf Hitler’in Propaganda Bakanı Joseph Goebbels’in dikkatinden kaçmadı. Ardı adına düzenlenen yemek davetleriyle Schmeling, Nazi Partisine üye olmaya davet edildiyse de politikadan uzak durmaya özen gösterdi ama başarılı olamadı. Nitekim günümüzde Muhammed Ali ile kıyaslanan Amerika Ağırsıklet Boks Şampiyonu Joe Louis’i, New York’ta nakavtla yendiği maç politikaya malzeme oldu. Almanların gururu hâline gelen boksör, Nazilerin “üstün ırk” söylemlerinin de konusu olmaya başladı. 1936’da rövanş teklifini geri çevirmeyen ünlü boksör, Amerikalı rakibine bu defa ilk raundda nakavtla yenildi. İki kaburga kemiği kırılmış ve hastanede kaldığı süre boyunca Joe Louis onu sık sık ziyaret etmişti. Başlayan dostlukları, seneler sonra yoksul kalan Louis adına düzenlenen gecede ikisiyle birlikte birçok efsaneyi yan yana getirdi; Amerika’nın yaşayan efsaneleri Frank Sinatra ve Muhammed Ali’yi.

Sabri Mahir ise İkinci Dünya Savaşı çıkınca spor salonunu kapattı. Sâbık dostu Rasih Minkâri’nin daveti üzerine Fransa’ya gitti ve Başkent Paris yer alan Türk Elçiliğinde Almanca tercümanı olarak çalışmaya başladı. Savaştan sonra Berlin’e döndü, hayatını kaybettiği 1980’e kadar Almanya’da yaşadı. Sabri, türlü skandallarla gündemden düşmeyen sporcularımız kadar gündeme gelmedi. Galatasaray Dergisinin 2004 Aralık sayısında zikredildi ancak o da ilgi görmedi. Meşhurlara boks öğreten, Oxford ve Cambridge gibi dünyanın en meşhur üniversitelerinde öğretmenlik yapan Tevfik Fikret’in en sevdiği öğrencisi, Galatasaray Spor Kulübünün ve Türk sporunun efsanesi, ilk boksörümüz ve yurt dışında oynayan ilk futbolcumuz 10 numaralı sol açık Sabri Mahir ne yazık ki, unutuldu. Bu yazı ise TRT’nin emektar spor spikeri Orhan Ayhan’ın sunduğu Spor Saati Programından derlenerek hazırlandı. Umarım, hatırlanmasına vesile olur.

 

Bu içeriğe emoji ile tepki ver
5 kullanıcı tepki verdi
Bunlar da ilginizi çekebilir
Benzer yazıları okuyabilirsiniz.
 
Jüpiter’in Yedinci Sütunu: Feyruz
  • EKİM 3, 2020
  • 66 görüntülenme
 
Sanat Tarihini Değiştiren Bir Pisuvar
  • EYLÜL 7, 2020
  • 170 görüntülenme
1 Yorum
Yorumları okuyabilir ve cevaplayabilirsiniz.
Koray Özgür
4 ay önce

Verdiğiniz bu kıymetli bilgi için çok teşekkür ederim.

Yorum Yazın
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlendi.