Şeytan Etkisi

Tengrist
Şeytan Etkisi

M.C. Escher’in “Circle Limit IV”
adlı ilüstrasyonu ©2006

Bu ilginç resme bir süre baktıktan sonra gözlerinizi kapatın ve onu hayalinizde canlandırın. Aklınızda karanlık gökyüzünü ışıklarıyla aydınlatan melekler mi görüyorsunuz, yoksa cehennemin parlak beyaz boşluğunu kaplamış bir sürü boynuzlu kara iblis mi? Bu resimde her iki bakış açısını da yakalamak mümkün. İyi ve kötünün arasındaki geçirgen ve belirsiz sınır “Şeytan Etkisi” ni okudukça aklınızda iyice bulanıklaşıyor. İyi insanları kötü insanlardan ayıran kapanması imkânsız bir uçurum olduğu fikri artık size öyle pek de doğru görünmeyecek ve akış boyunca kendinize soracağınız tek soru şu olacak, “Ben de kötü biri olabilir miyim?”

“Psikolojinin Yüzü ve Sesi” Prof. Dr. Philip G. ZIMBARDO kimdir?

Stanford Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nün onursal profesörü olan Philip G. Zimbardo Yale Üniversitesi, New York Üniversitesi ve Kolombiya Üniversitesinde de öğretim üyesi olarak çalışmıştır. Yürütücüsü olduğu Stanford Hapishane Deneyi (1971) ile hem akademik dünyayı, hem de popüler kültürü etkilemiştir. Zimbardo, 350’den fazla akademik ve popüler makale ile kitap bölümü ve farklı türlerde 50 kitap yayınlamıştır. 2004’te Ebu Gureyb Hapishanesindeki Amerikan askerlerinin cezaî durumlarına ilişkin bilirkişilik yapmış, Şeytan Etkisi – Kötülüğün Psikolojisi (Lucifer Effect-Psychology of Evil) olarak dilimize çevrilen bu son kitabında da (2015) ünlü Stanford Hapishane Deneyi bağlamında Ebu Gureyb Hapishanesinde yaşananları ele almıştır.

Kötülüğün Psikolojisi

İnsan davranışının dinamiklerini bütünüyle kavramanın yolu kişisel, durumsal ve sistemik güçlerin sınırlarını ve boyutlarını tanımaktan geçer. Peki, hangi raddeye kadar durumun ve anın yaratıklarıyız?

Sistemler durumları, durumlar da bireysel davranış reaksiyonlarını yaratır. Zimbardo, “İnsanlar ve durumlar genelde dinamik bir etkileşim halindedir. Zaman ve uzay bağlamında sizler her ne kadar tutarlı kişiliğe sahip olduğunuzu düşünseniz de bunun doğru olma ihtimali oldukça düşüktür. Kendi başınıza çalışırken olduğunuz kişi, bir grupta olduğunuz kişiden, romantik durumdaki hâliniz (olduğunuz kişi) öğretici bir durumdaki hâlinizden (kişiden), yakın arkadaşlarınızın yanındaki hâliniz tanımadığınız bir kalabalıktaki hâlinizden veya seyahatteki hâliniz evdeki hâlinizden farklıdır,” diyor.

Philip Zimbardo 1971 Ağustos’unda mahkûmların ve gardiyanların içinde bulunduğu zihinsel yapıyı daha iyi anlamak ve bir hapishane tecrübesinin psikolojik doğasının önemli özelliklerini incelemek için Standford Üniversitesinde bu konuları ele alan bir yaz okulu dersi açtı. İki doktora öğrencisi William Curtis Banks ve Creig Haney “Standford Hapishane Deneyi” projesinin her aşamasında ekibin görev başındaki diğer üyelerindendiler.

Proje, üniversite öğrencilerine yönelik gazetelerde, “Hapsedilme psikolojisi üzerine iki hafta sürecek bir deneye katılarak günde 15 $ kazanın!” diye yayınlanan bir bildiri ile başlıyor. Palo Alto Times ve The Standford Daily’deki ilânlar üzerine deneye gönüllü katılmak istediğini söyleyen 100 kişiden 24’ü (bariz garip olan tipleri, daha evvelden sabıkası veya herhangi bir tıbbî ya da zihinsel sorunu olanlar elendi) bir saat süren psikolojik değerlendirmenin ve detaylı görüşmelerin ardından katılımcı olarak seçiliyor.

Deneyin maliyeti Deniz Kuvvetleri Araştırma Dairesi tarafından sağlanan devlet desteği ile karşılandı. Gönüllü katılımcılar seçkisiz atama yöntemiyle iki koşuldan birine verildi; tıpkı yazı – tura gibi. Katılımcılar tura geldiyse gardiyan, yazı geldiyse tutuklu rolüne atandılar. (Aslında gönüllülerin hiç biri gardiyan olmak istememişti.)

Peki, hâli hazırda bir sürü suçlu ve gardiyanla dolu hapishane varken bunca zahmete girip Standford’da sahte bir hapishane kurmanın, üniversiteli çocukları tutuklayıp onlara para ödemenin amacı neydi? Zimbardo bu soruyu: “Psikolojik olarak gardiyan veya tutuklu olmanın ne anlama geldiğiyle ilgileniyorum. Bu yeni role uyum sağlarken kişi ne gibi değişimler geçiriyor? Kişinin alışılagelmiş benliğinden farklı, yeni bir kimliği birkaç hafta gibi kısa bir sürede benimsemesi mümkün müdür? Gerçek hapishane hayatı üzerine sosyolog ve kriminologlar tarafından yürütülen çalışmalar olmuş fakat bunların aynı zamanda ciddi eksiklikleri de olmuş. Bu araştırmacılar hapishane hayatındaki tüm aşamaları araştırma yetkisine sahip değillermiş. Gözlemleri çoğunlukla kısıtlı bir odakta kalmış, tutuklularla ve hatta gardiyanlarla bile diyalogları çok kısıtlı olmuş. Hapishanelerde sadece görevliler ve tutuklular olduğu için dışarıdan gelen bu araştırmacılara sistemin içinde yer alanlar güvensizlik değilse bile şüpheyle yaklaşmışlar. Sadece hapishane gezdirmelerinde, hapishane yaşamının yüzeysel kısımlarına şahit olabilecekleri gözlemler yapmalarına izin verilmiş. Biz bir hapishanenin psikolojik ortamını yaratarak tutuklu – gardiyan ilişkisindeki yapının daha derinine inmeyi ve devamında tutuklu – gardiyan düşünce yapısına maruz kalma sürecinin tamamını gözlemleyip kaydederek belgelemeyi amaçlıyoruz.” diye cevaplıyor.

Başvurular arasından normal, sağlıklı ve ölçülen psikolojik boyutlarda ortalama skorlara sahip bu cici üniversite öğrencilerinden gerçek hapishanelerdeki yasaları çiğnemek ve gardiyanlara saldırmak dışında bir şey düşünmeyen belâlı, suçlu tipler ve onları hizada tutmak için gerekirse kafalarını kırabilecek sert gardiyanlar gerçeği arasındaki büyük fark deneyin sonuçlarını etkiler miydi? Profesör, “Deneyimizi dayandırdığımız mantık şöyle: Araştırmamız kişilerin hapishane ortamına ne getirdiğini, hapishane ortamının bu kişilere ne verdiğinden ayırt etme amacı taşıyor. Ön elemede katılımcılarımızın eğitimli orta sınıfı temsil ettiğini gördük. Bunlar birçok yönden birbirine fazlasıyla benzeyen homojen bir grup öğrenci. Onları seçkisiz olarak her iki rolden birine atayarak başlangıçta karşılaştırılabilir olan tutuklu ve gardiyan grupları yaratmış olduk. Tutuklular gardiyanlardan daha azılı, düşmancıl ya da isyankâr değiller; hiçbiri sabıka veya ceza gerektiren bir suç işlememiş. İki hafta sonunda bu genç adamlar hâlâ birbirlerinden ayırt edilemez hâlde mi olacaklar? Rolleri kişiliklerini etkileyecek mi? Karakterlerinde değişiklikler gözlemleyecek miyiz? Biz bu sorulara yanıt bulmayı planladık.” Bir anlamda Standford Hapishane Deneyi iyi adamları kötü durumlarda bırakarak neyin galip geleceğini görme çabasıdır.

“Sen benimsin” dedi güç dünyaya; dünya onu tahtına esir etti. “Ben seninim” dedi aşk dünyaya; dünya ona hânesinin özgürlüğünü verdi.

Rabindranath Tagore “Avare Kuşlar”

Karanlığın Modern Kalbine Yolculuk

Ekip hapishane simülasyonunu gerçeğin temel özelliklerini yansıtan bir psikolojik atmosfer yaratacak kurallarla tasarlıyor. Fiziksel olarak hiçbir tutuklu istismar edilemez veya işkence göremez. Yalnızca bir gerilim ortamı yaratılabilir. Mümkün olduğunca da korku doğuracak eylemler… Bunun için mahkûmların özel hayatları asla olmamalı, sürekli gözlem altında kalmalılar, hareket özgürlükleri sınırlanmalı, üniforma giymeli ve birbirlerine isimleriyle hitap etmeleri engellenmeli. Yani genel olarak yapılan her şey deneklerde çaresizlik hissi yaratmalı. Gardiyan rolüne atanan gönüllüler deney başlamadan bir gün önce oryantasyona tabii tutuluyorlar. Görev tanımları yasa ve düzenin korunmasını sağlamak, tutuklulara karşı fiziksel şiddet uygulamamak ve olası bir firarı engellemek.

Jordan Hall Psikoloji Departmanının zemin katındaki hapishane dokuz mahkûm ve dokuz gardiyana ev sahipliği yapacak. Mahkûmlar üçerli gruplar halinde üç hücrede tutulacak, gardiyanlar ise sekiz saatlik vardiyalarda üçerli gruplar halinde çalışacaklar.

Standford Hapishane Deneyi Palo Alto Polis Departmanındaki görevlilerin de gönüllü katkıları ile bir Pazar günü sürpriz tutuklamalarla başlıyor. Gönüllü tutsaklar evlerinden Miranda Hakları okunarak kelepçeli şekilde polis araçlarına bindirilip karakola götürülüyorlar. Tutuklama prosedürleri burada ciddiyetle tamamlanıp, gözleri bağlanıyor. Deney için hazırlanmış Standford’daki kurmaca hapishaneye sevk ediliyorlar. Burada onları bekleyen gardiyanlar soyunmalarını ve çıplak bir şekilde beklemelerini emrediyor. Üniformaları verilmeden önce her tutuklu bitlerinden arındırılıp, pudralanıyor. Daha sonra muslin bir elbiseye benzeyen, arkasında ve önünde tutukluları birbirinden ayıran numaraların olduğu basit kıyafetler veriliyor. Çoğu tutuklunun uzun saçlarını kapatmak için naylon kadın çorabı kullanılıyor. Amaç tutukluların bireyselliklerini tarif eden izlerden birini yok etmek ve kendi aralarında kimliksizlik yaratmak.

Ardından her birinin ayak bileğine, ona esaretini asla unutturmayacak olan kilitli bir zincir bağlanıyor. Uyurken dahi uykusunda her dönüşünde ayağına vuran zincir tutukluya esir olduğunu hatırlatıyor. Hapishane içinde geçirdikleri süre boyunca uymaları gereken on yedi kural var. Ezberlemeleri ve sorulduğunda eksiksiz olarak tekrarlamaları gerekiyor. Onlar artık sadece birer numaradan ibaretler. Bir isimleri yok. Üç – dört metre karelik ofislerin hücreye çevrildiği bu zemin kat hapishenesindeki “tecrit” odasının zifirî karanlığında çömelmek zorunda kalmak istemiyorlarsa da gardiyanlarına itaat etmek zorundalar.

Aşağılama Ritüelleri Başlıyor

Teoride on dört günlük planlanan deneyin yaşanan altı günlük güncesini “Şeytan Etkisi”nde okumaya başladığınızda dehşete düşmemek çok zor. Gardiyanların mahkûmlara her vardiya değişiminde yapmaları gereken sayımı bir güç gösterisine dönüştürmeye başlamaları, gece boyunca sürekli uyandırılan deneklerde ilk günden isyana sebep oluyor. Ardından daha 36 saat dahi geçmeden mahkûmlardan birine akut duygusal rahatsızlık, dağınık düşünme, kontrol edilemeyen ağlama ve öfke tanısı konuluyor. Deneyin henüz birinci günü ve ilk tahliye 8612 numaralı mahkûma. Simülasyona güçlü duygusal tepkiler doğuran denek ayrılmak zorunda kalıyor.

Üçüncü güne geldiğimizde öğrenci gardiyanların bir kısmı rol yapmanın ötesine geçiyor. Mahkûmlara düşmanlığı, olumsuzluğu ve gerçek gardiyanların kafa yapısını içselleştiriyorlar. Öğrenci mahkûmlarsa gardiyanlara karşı mücadele etmenin bir anlamı olup olmadığına karar verme sürecindeler. Kaderlerine râzı olmaya ve kendilerine yapılanlara her gün biraz daha boyun eğmeye başlıyorlar. (Deney başlamadan önce imzaladıkları sözleşmelerde yer almasına rağmen geriye kalan mahkûmların hiçbiri çıkmak istediğini söylemiyor. Çünkü onlar kafalarının içinde artık birer tutuklu ve tutukluların yeri hapishanedir.) Simülasyonla gerçeklik arasındaki sınırın bulanıklaşmasına 72 saat yetti bile. Bireysel kimliğin yitimi, davranışların sürekli yapay bir kontrol altında tutulması, özel alan ve uyku yoksunluğu, “öğrenilmiş çaresizlik” denilebilecek bir pasifleşme, bağımlılık ve depresyon sendromu yaratmıştı. Gardiyan rolüne atanan gönüllülerin bir kısmı yeni buldukları bu gücü kısa sürede sadistik davranışlar, küçük düşürme, aşağılama ve gece gündüz tutukluların canını acıtma sergileyerek istismar etmeye başlamışlardı. Bu sebeple Standford Hapishane Deneyi sadece altı gün sonunda bitirilmek zorunda kaldı.

Zimbardo’nun kendisi bile hazırladığı simülasyonun içine düşmekten ve hata yapmaktan kaçınamamıştı. Deneyde “hapishane müdürü” rolüne bürünmüş ve tamamen rol yapması gereken gardiyanların, kendileri kadar masum mahkûmlara uyguladıkları şiddeti sürdürmelerine izin verecek kararlar almıştı.

20 Ağustos 1971’de sonlandırılmak zorunda kalan deney oldukça ses getirmiş, filmlere, belgesellere ve edebiyata konu olmuştur. Profesör Zimbardo gönüllü öğrencileri için: “Hepsi bu deneye katılırken görünüşte iyi insanlardı. Gardiyan olanlar rastgele bir yazı tura sonunda tutuklu kıyafetleri giyebileceklerini ve taciz ettikleri adamların yerinde olabileceklerini biliyorlardı. Ayrıca tutukluların bu düşük statüde olmayı hak edecek bir suç işlemediklerinin de farkındaydılar. Yine de bazı gardiyanlar kötülüğün fâilleri haline geldiler, diğer gardiyanlar ise eylemsizlikleriyle kötülüğü dolaylı olarak beslediler. Tutuklu olan diğer normal, sağlıklı, genç adamların bir kısmı da durumsal baskının altında çöktü, dayanan diğer tutuklular ise yaşayan birer ölüye dönüştüler. Bu durumun gücü insan doğasını araştırma gemisini yürütenlere kadar hızla ve sinsice yayıldı. Yalnızca küçük bir kısım, ahlâk yapısını ve nezâketini koruyarak, gücün ve hâkimiyetin durumsal cezbine karşı durabildi. Ben, açıkça o asil kesimin içinde değildim.”

“Her nerede biri iradesine karşı hareket ederse, orası
onun hapishanesi olur.”
Epictetus Söylevler MS II Yüzyıl

İçinde bulundukları durum gönüllü öğrencilerin özündeki en kötüyü ortaya çıkardı, bazıları kötülüğün uygulayıcılarına, diğerleri ise patolojik kurbanlara dönüştü. Durumların, onların etki alanına giren insanların düşüncelerini, hislerini ve eylemlerini dönüştürme gücünü kavrayamadığımızın kanıtıdır Standford Hapishane Deneyi. Sistemin çarkına düşen bir insan, meydana gelen olaylara o an ve o mekânda cevap verdiğinde sadece uyum sağlamış olur.

Gönüllü öğrencilerin tutuklu ve gardiyan rollerine büründükçe oluşan patolojilerinden hiçbirini hapishaneye dışarıdan getirmedikleri söylenebilir. Deneyin başlangıcında iki grup arasında hiçbir farklılık yokken altı gün gibi kısa bir süre içinde bu iki grubun birbirine benzer tek bir yanı kalmamıştı.

“Ne gardiyanlar, ne de tutuklular, güçlü bir biçimde onları etkileyen “çürük sepeti”ne girmeden evvelki hâlleriyle “çürük elmalar” olarak nitelendirilemezlerdi. Bu sepetin karmaşık özellikleri bu davranışsal bağlamda devreye giren durumsal etkenleri oluşturuyordu; bunlar roller, kurallar, normlar, kişi ve yer gizliliği, insandışılaştırıcı süreçler, itaat baskıları, grup kimliği ve başka birçok süreci içeriyordu.” Sosyal güçlerin kıskacına yakalandığında birçok insan inanılmaz karakter değişimleri geçirebilir. Bu, güçlerin baskısında değilken düşünülenler, baskının altına girildiğinde dönüşülen şeye ve yapılabileceklere hiç benzemez.

“Ne kadar korkunç olursa olsun her türlü insanın, – doğru veya yanlış koşullar dâhilinde – her türlü amele yönelme ihtimali vardır ve bu ihtimal hepimiz için geçerlidir. Bu farkındalık kötülüğü mâzur göstermekten ziyâde onu demokratikleştirir. Kötülüğün sadece sapkın ve diktatör kişilere atfedilmesinden ziyâde vebâlini sıradan karakterlere de yükler ve, “Biz değil onlar” gibi atıfları engeller.” Standdford Hapishane Deneyinin en önemli çıkarımı yani hapishanedeki düşmancıl, çatışmacı ilişkilerin tutuklu ve gardiyanların kişisel özelliklerinden ziyâde hapishane rejiminin doğasından kaynaklandığını gösterir. Katılımcılar çürük elma değildi, aksine Standford simülasyonu çürük sepetiydi.

 

Bu içeriğe emoji ile tepki ver
0 kullanıcı tepki verdi
Bunlar da ilginizi çekebilir
Benzer yazıları okuyabilirsiniz.
 
L’exilé Partout Est Seul*
  • HAZİRAN 22, 2020
  • 147 görüntülenme
 
Oradasın
  • HAZİRAN 21, 2020
  • 165 görüntülenme
0 Yorum
Yorumları okuyabilir ve cevaplayabilirsiniz.

Yorum Yazın
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlendi.