Murphy Kanunlarına Teorik Bir Bakış: Neden Çirkin Kadınları Sevmeliyiz?

Harun Bora TUNÇ
Murphy Kanunlarına Teorik Bir Bakış: Neden Çirkin Kadınları Sevmeliyiz?

Sonda söylenmesi gerekenleri başta söylemekte beis görmeyenler kulübünün daimî üyesi olarak hemen belirtmeliyim ki, Ruslara katılmıyorum ve bunun votka ile bir ilgisi yok. Evet, çirkin kadın vardır ve konunun en az votka kadar sarışınlıkla da ilgisi yoktur. [Asyalıyız, esmer seviyoruz.] O hâlde, ben de Ane gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz lafzını; ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz; olarak değiştiren ecdadıma nispet edercesine buraya şöyle de yazabilirim: “Çirkin kadın yoktur, şiirden anlamayan kadın vardır.” Pek de haksız sayılmam [hem Ruslar ne anlar, onların Puşkin’i var bir kere. Moskova’da Puşkin okumayanı tefe koyar, Sibirya’ya sürerler] çünkü biz Nazım Hikmet’i, Edip Cansever’i, Turgut Uyar’ı, Karacaoğlan’ı, elbette Yunus Emre’yi okumayan ve anlayamayan bir nesle âşina değiliz. [Tamam, burayı biraz daha güncelleyebiliriz. Listeye Alper Gencer’i, Füruğ Ferruhzad’ı, Küçük İskender’i, Didem Madak’ı ve tabi ki İsmet Özel’i de ekleyelim.] Hayır, gocunulacak yanı yok yazdıklarımın, neslin muhtevasında beyler de olacağından çirkinlik zevahirle değil, zekâ ile ilintilidir.

İkinci Dünya Savaşının sonuna müteakip dünyada Sovyetlerden başka rekabet edilecek büyük güç bırakmayan Amerika Birleşik Devletleri, Doğu Bloğuna mensup ülkeleri daha fazla nükleer, daha fazla bomba ve daha fazla atomla korkutmak ve akabinde başlayacak Vietnam Savaşında daha fazla çekik gözlü çocuğu katletmek için Hava Kuvvetlerinin roket deneylerine hız kazandırmak istemişti. Bu amaçla Panama’nın Sesi Gazetesinin sarı sayfalarına verilen ilânı, merkez mahallesi kilisesinin sokağındaki kahvede otururken mavi tükenmez kalemiyle daire içine alan Edward Aloysius Murphy Junior hemen işe başvurdu. [Elbette, hayır. Murphy bir mühendisti.] Bisiklet pompasıyla şişirilmiş vücutlarıyla Irak’ta, Vietnam’da ve Afganistan’da kaybetmedik yer bırakmayan Amerikan Ordusuna yeni roket çizimleri hazırlayan Murphy, bütün bunları bir de ülkenin ensesi kalın ve göbekli para babalarına göstermek istedi. Roketin ateşlenmesi için üzerine on altı adet ivmeölçerin takılması gerekiyor, [çok kafa yormayın, vida gibi düşünün] her ivmeölçerin takılabilmesi için birisi doğru, birisi yanlış iki seçenek bulunuyordu. Deneme esnasında ivmeölçerleri takmakla görevli teknisyen [o gün işe duş almadan gitmesinden olacak] hepsini yanlış taktı. Amerika’nın başta Bruce Wayne ve Tony Stark olmak üzere bütün zenginlerine rezil rüsvâ olan Murphy, ertesi gün teknisyenini iş arkadaşlarına, “Eğer bir işi yanlış yapmanın bir yolu varsa bu adam mutlaka onu bulur,” diyerek çekiştirince ortaya daha sonra Murphy Yasaları adını [işin ters gitme olasılığı varsa daima ters gider temalı] alacak muazzam fikirler çıktı. Başında mühendisler, avukatlar ve askerler tarafından latifeyle üretilen kanunlar diğer meslek gruplarına yayılınca cılkı çıktı. [Demek ki, cılkını çıkarmak biz Asyalılara mahsus değil.] Neredeyse insanın öznesi olduğu her alan için yeni kanunlar üretildi.

Birkaç tanesi şöyle;

Tamirciye neyin bozulduğunu gösterdiğiniz an, bozulan şeyin doğru çalışması için en uygun andır.

Banyoda en düşmemesi gereken şey mutlaka deliğin içine düşer.

Televizyonda, en sevdiğiniz şarkının ya da filmin mutlaka son kısımlarına yetişirsiniz.

Çalıştığınız yerdeki bir makamın seviyesi, o makamda bulunan kişinin yaptığı iş ve iş yerinde geçirdiği zamanın uzunluğuyla ters orantılıdır.

Salçalı ekmek yere düştüğünde salçalı kısmının halıya denk gelme ihtimali, halının yeniliği ve temizliği ile doğru orantılıdır.

Eğer hücûmun iyi gidiyorsa pusuya düşmüşsündür.

Beklediğiniz otobüs ya telefonunuz çaldığında ya da sigara yaktığınızda gelir.

Bir şeyi ucuza bulma ihtimaliniz muhakkak onu satın aldıktan sonra ortaya çıkar.

Ve sevdiğiniz kadının sizi sevme ihtimali sevginizin büyüklüğü ile ters orantılıdır. [Sanırım bu kısım, “Kadınlar şâirleri sever, müteahhitlerle evlenirler,” veczini yeteri kadar açıklar.]

İstisnaların ekseriyete tesir etmediğini hesaba katarak söyleyiniz, sevdiğiniz kadına en son ne zaman şiir yazdınız? Ben söyleyeyim, uzun zaman önce. Çünkü şiirden anlamıyorlar, hatta şiiri hâkir görecek kadar cüretkârlar. Keza sizlerin de şiiri sevdiği söylenemez. Kaçınızın asker ajandasında Tezer Özlü’nün, Nilgün Marmara’nın fotoğrafı vardı? [Ben gördüm, vallahi gördüm. Hâlâ Sibel Can ve Hülya Avşar’ı kullanıyorlar.] Onu da söyleyeyim. Yok, çünkü kadından anlamıyorsunuz ama sakın endişe etmeyin, Murphy kanunları sizin de imdadınıza yetişecektir.

Çirkin kadınları sevmeliyiz. Şiirden anlamayan, halk türkülerine yüzünü buruşturan, politikadan ve magazinden geri kalmayan, her tür diyetten haberi olan, parlak kaplı kişisel gelişim kitapları okuyan, pırlanta düşkünü, çok bilen ve çok konuşan kadınları… Onlara sevgimiz nazârında bu dünyayı onlarsız tasavvur edemediğimizi söylemeliyiz; baharın onsuz gelmeyeceğini, güneşin onsuz doğmayacağını ve hiçbir çiçeğin onsuz açmaya hakkı olmadığını… Er ya da geç kaybetme korkumuz gerçeğe dönüşecektir. Terk edileceksiniz, yalnız bırakılacaksınız, umursanmayacaksınız ama yine de üzülmeyin. Elbette her şerde bir hayır vardır çünkü çirkin bir kadın, hepimizi şâir yapabilir.

Bırakın. Mecnun Leyla’ya kavuşmasın, şiir yazsın.

Bu içeriğe emoji ile tepki ver
1 kullanıcı tepki verdi
Bunlar da ilginizi çekebilir
Benzer yazıları okuyabilirsiniz.
 
Türklerde Ateş Kültü
  • OCAK 22, 2020
  • 338 görüntülenme
 
Kimliğime Nazire
  • ARALIK 20, 2019
  • 334 görüntülenme
0 Yorum
Yorumları okuyabilir ve cevaplayabilirsiniz.

Yorum Yazın
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlendi.