Leyl û Nehar

Serap Demir
Leyl û Nehar

Yollar göçer de sahiden yıllar geçmez; aklın odalarında bir gemi o limana göç etmez. İşte bu yüzden vakti geçmiş bir öğlende iç kanamalar başlar. Öğren de gel der zaman, kanma ama! Sahiler yalan. Sana ezberini bozduran bu semtin önü deniz ve kime sorsan arka kapısı kilere bakar. Ki nelere bakar, bazı hakikatler gerçekten yalan!

Zaman ev gezmesini andırır. Oyun oynamak için çıkılan sokaklar dar gelirken, yaş geçince seninle oynamasınlar diye yakınına uzak kalırsın… Zaman, es de vermez üstelik, bunu en çok bazı anıların yaş kaldığında anlarsın. Sahi bu geçmiş, ne ara geçmiş? Kimi seçmiş de günden güne unutturmuş kendini; kimi tutsak edip tuzaklar kurmuş, yarasına tuz, saçına ak düşürmüş? Payına çocukken gezdirildiğin bebek arabasını hatırlamak düşmüş, hatırla; tekerlekli sandalyeni tutan varsa şimdi ne âlâ… Sahi ne zor düşmüş…

Bahtı kara diye üzülenin tahtında yara… Sağır duymadı, bu kez uydurmadı da! Yüzüne cüzam olmuş hüznü görüyor aynada, akrep yelkovana kafa tutuyor. “Beni yol tutuyor,” diyen bir ölüye denk gelemezsiniz, bazı gerçekler külliyen reel!

Kepenkler iniyor bak!

Saat beş karış suratla, beşi yutma sularında… Kül yiyen bir şeb,  izmaritlerin içtimasına aldırmadan peşin peşin ele veriyor kendini, tan yeri ağarmadan,  tam yeri der gibi üstelik,  el’e veriyor heceyi.

Artçılar yükseliyor kalk!

Bir ahçı patates sepetine sapladı bıçak. ‘’İşte sen busun!’’ Daha karpuz kesecektin değil mi, iki lafın belini kırıp affın eline sığınacaktın?  Düş’tün, kırıldın… Uykusu derin bu kentin, önü deniz derler bakma, ölü denizi uyandırmadıkça…

Tahir ile Zühre’yi hatırla mesela, eline batan kara diken, beyazına al düşürürken, bir elinde cımbız bir elinde ayna olan hecelerin -ki bu heceler birleşse bir kelime dahi etmezler- ruhu duymaz, duysa anlamaz, görse inanmaz. İşte onlar, ölüsüne ölü süsü verilen bu dilin, derisine kıydılar, eşip can evinden vurdular.  Elmadaki kurttular ama yetmez. Sizin aklınız benim deliliğime ermez, dedi kadın ve ekledi,

“Deniz sudan sıkılır mı hiç? Sudan sebeple bağrını delip, kendini bir kaşık suda boğar Ademoğlu.”

Demedi demeyin…

“Vicdan, vefa, söz,” önemli kavramlardır,  israf etmeyin. İçi kurak kalınca bu dilin, Hüdhüd yetişecek mi imdada bilinmez. Tan yeri ağarıyor bak, işte bu bağa izah gerekmez!

Bu içeriğe emoji ile tepki ver
0 kullanıcı tepki verdi
Bunlar da ilginizi çekebilir
Benzer yazıları okuyabilirsiniz.
 
Orhan Veli: Yalnız Seni Arıyorum
  • EYLÜL 20, 2019
  • 92 görüntülenme
 
Hayal Kahvesi
  • EYLÜL 6, 2019
  • 97 görüntülenme
0 Yorum
Yorumları okuyabilir ve cevaplayabilirsiniz.

Yorum Yazın
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlendi.