Gönül Bağı

Havva Akel
Gönül Bağı

Kardeşti onlar. Kan bağıyla olmasa da gönül bağıyla bağlanmışlardı birbirlerine. İlk ne zaman tanıştınız, deseler; yıl, mevsim, ay, sayı olarak değil de muhtemelen okulun ilk günü diyebilecekleri bir gün -en azından birisi için- net olarak vardı. Net olmayan ise aralarındaki bağın ne zaman atıldığıydı. Ama ikisi de bu noktada uzlaşabilirdi: Kalû bela.

Ve bir anda canciğer de olmamışlardı.  Görünmez  duvarları ve bu duvarları oluşturan her bir tuğlanın sebebi vardı ayrı ayrı ikisi için de. Dışarıdan güçlü görünmeye çalışan iki kişinin kırılganlıklarını, yalnızlıklarını, hep çocuk kalacak bir yanlarını sakladıklarını duvar. Bu yönden çok benziyorlardı birbirlerine. Yoksa dışarıdan bakanlar, “Tanrı bu insanları bir araya getirirken ne düşünmüştü acaba?” demekten alıkoyamazdı kendini. Cevaplar yüzeysel.

Duvarları yavaş yavaş yıkan paylaştıkları oldu; zamanı, mekânı, geçmişlerini, hayallerini, acılarını, sevinçlerini yeri geldi bir simidi paylaştılar. Şimdinin tadına beraber baktılar, beraber gülüp beraber ağladılar. Kırdılar, kırıldılar ama yeni güne yine, “Günaydın!” diyebildikleri için hala birbirlerinin hayatında var oldukları için çok şanslıydılar. Geriye dönüp baktıklarında sadece kocaman bir tebessüm kalırdı arkalarında.

Dostluk biriktirmektir, demişti birisi, acıyı tatlıyı her şeyi biriktirmektir. Benim de birikimim sağlam, dedi diğeri. Gözümün dilini çözen bir söz söylemeden beni anlayabilen, en derin yaralarımı paylaşabildiğim bir dostum var. Güzel yürekli insanlardı ikisi de.  Ruhlarıyla sevmişlerdi birbirlerini. Öncesi sonrası yoktu. Kalıplara sokmadan yargılamadan sadece oldukları gibi davrandıkları için teşekkür ederlerdi birbirlerine bazı sohbetler içinde.  Özünde değişmediler; sadece olgunlaşıp büyüdüler. Şunu da söylemek gerekir ki, büyümeye devam ederken bile çocuk ruhları saçılırdı bir salıncakta ya da çimlerde zıpladıklarında. Ortak anılar edindiler, birbirlerini tanıdıkça tamamladılar. Birlikte öğrendiler ve  biraz birbirlerinden aldılar, birbirlerine kattılar.

Baharın tatlı nağmeleri gibi sakinleştirici etkisi de vardı birbirleri üzerinde. Yazın kavurucu sıcağında bir gölge de olabilmişlerdi. Dahası yaslanacakları bir omuz, ağlayacakları bir kucak, sığınacakları bir limanları vardı artık. Ama en çok güldüler, birlikte eğlendiler ve mutluluk dolu anı biriktirdiler. Ve hala birbirinin hayatında var olmayı başarabildiler. Dost edinmek doğru ağaca bağlanmak gibi bir şeydi. En sert rüzgâra bile karşı koyarlardı kökleriyle. Dost edinmek kendinize kardeş seçme hakkı elde etmekti. Tek kuralı gönül bağıydı. Dost edinmek sonsuza kalmaktı. Ne kalemin, ne de kâğıdın şahitliğine ihtiyacı vardı.

Bir gün bir söz döküldü birinin ağzından: Tanrının seni karşıma çıkarmaktaki amacı neydi? Cevap derinlerdeydi.

Bu içeriğe emoji ile tepki ver
7 kullanıcı tepki verdi
Bunlar da ilginizi çekebilir
Benzer yazıları okuyabilirsiniz.
 
Orhan Veli: Yalnız Seni Arıyorum
  • EYLÜL 20, 2019
  • 25 görüntülenme
 
Leyl û Nehar
  • EYLÜL 19, 2019
  • 36 görüntülenme
0 Yorum
Yorumları okuyabilir ve cevaplayabilirsiniz.

Yorum Yazın
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlendi.