Frigya’da Bir Şapka İnkılâbı

Harun Bora TUNÇ
Frigya’da Bir Şapka İnkılâbı

İri göbeği ve gür sakalıyla bulutların üzerinde oturan Zeus’un ilk gözbebeği Metis’ten olma çocuğu Tanrıça Athena’nın hayvan kemiğinin içini oyduktan sonra üzerinde açtığı deliklerle icat ettiği müzik aletini [flüt], Yunan Tanrıları Bakanlar Kurulunda çalmak isteyince cici annesi Hera ve üvey kız kardeşi Afrodit [Banu Alkan değil] onu alaya almışlar ve vamp gülüşleriyle adeta çileden çıkarmışlardı. Athena, odasına çekilip gözyaşlarıyla yastığını ıslatmadan hemen önce İda Dağının [bildiğimiz Edremit] eteklerinde flütü çalarken suyun aksinde yüzüne baktı. Yanaklarının şişmesi, gözlerinin kısılması karşısında o da şaşkına dönmüştü. Nihâyetinde Hera ile Afrodit’e hak vermedi ama müzik aletini çalıların arasında fırlatarak çalanın başına ecinnilerin musallat olmasını, uykularını karabasanların basmasını, hiçbir derdine cevşenlerin çare vermemesini, kurşunlara gelmesini, etinin kemiğinin zebanilerce kemirilmesini diledi [Tanrı diler mi demeyin efendim, bunların babası da var].

Çalıların arasında gezen Marsyas [satyr: yarı keçi, yarı insan] flütü bulur ve üflemeye başlar. Çaldıkça daha çok sever, sesi oldukça hoşuna gitmiştir. Zaten Marsyas’ın babası da başka bir müzik aleti olan armoniyi bulmuştur [bunlar Kırşehirli olmalı]. Aradan yıllar geçer ve Marsyas flüt çalma konusunda oldukça ustalaşır, klasik müzikten ilâhiye terfi eder ve eserlerini Çobanların Tanrısı Pan’a adar ama hiç, ooo Tanrı Pan sizler de mi buradaydınız, diyecek fırsatı bulamaz. Ünü yayıldıkça etrafta dedikodular alır başını yürür, Marsyas ve flütü meşhur olur. Elbette bunu duyan sarışın ve yakışıklı Müzik Tanrısı Apollon öfkesinden deliye döner. Zaten kısa zaman önce Daphne tarafından reddedilen Apollon henüz ergenliğini üzerinden atamamış, bir eli şarapta, öbür eli filanca kadının kalçasında yaşayan, kendini beğenmiş, kibir budalası bir delikanlıdır. Hiç üşenmeden İda Dağının eteklerine gider ve Marsyas’a meydan okur. Yarışma sonucunda kazanan, kaybedene dilediğini yapabilecektir. Meşhur Frigya Kralı Midas ve iki su perisinden tevellüt eden jüri, Tmolos Dağının eteklerinde [bildiğin İzmir] hangisinin daha iyi müzisyen olduğuna karar verecekken alana toplanan halk da, bizim evde yemeğe ekmeğimiz yok uğraştığınız işlere bak, diye bağırarak olana bitene tepki gösterir. Marsyas flütü, Apollon ise liri [bazı kaynaklarda keman] eline alarak karşılıklı olarak çalmaya başlarlar.

Yarışma çekişmeli geçer ve üç kişilik jüride Kral Midas iki sayılan oyunu [krallar her yerde aynı] Marsyas’a, su perileri ise Apollon’a oy verdiğinden beraberlikle biter. Rövanş için Apollon deplasmana gerek duymadan liri hemen ters çevirerek çalmaya başlar [tam çakal], Marsyas’ın ise böyle bir şansı yoktur, flütü ters çevirse de dibindeki ufacık delikten ses çıkmayacağını herkes bilmekte fakat kimse, ulan hayırdır ne iş, diyememektedir çünkü karşılarında Müziğin, Sanatın, Güneşin, Ateşin ve bilhassa Şiirin Tanrısı Apollon vardır. Sonuç olarak yarışmayı kazanan Apollon, Marsyas’ı kayalıkta bir zeytin ağacına asarak derisini yüzer. Ardından hiç gereği yokken Kral Midas’a dönerek, kulaklarınız bayım, müzikten anlamıyorlar, gelin kulaklarınızı eşek kulaklarına çevirelim, der [Apollon böyle gereksiz sululukları sever] ve “Midas’ın meşhur kulakları” öyküsü tam da burada başlar.

Midas, başkent Gordion’da [bildiğimiz Ankara] kulaklarının büyük olması ve dokunduğu her şeyi altına çevirmesiyle bilinen efsanevî Frigya kralıdır [Midas’ın gerçekten de kulakları büyüktü ve o yıllarda nadir görülen asimetrik bozukluk hastalığından muzdaripti. Günümüzde dokunduğu her şeyi altına dönüştüren bir el hastalığı ise henüz keşfedilemedi çünkü Midas bu durumdan da öyle şikâyetçiydi ki, her dokunduğu altına dönüştüğü için yemek yiyemiyordu]. Yarışmadan sonra memleketine dönen Midas derhal kulakları hakkında kanun hükmünde kararname çıkararak bu konuda konuşmayı yasakladı, medyaya yayın yasağı getirdi, Gordion’un duvarlarına konuşanın dilleri kanser olsun, yazdırdı. Kafasına geçirdiği başlığın içerisine sakladığı kulakları neredeyse o hâldeyken bile belli oluyordu; bu nedenle başlık uzun olmalı, başının arkasına kadar uzanmalıydı. O başlığın bugün bir adı var: Frigya Başlığı. Ve biz Frigya Başlığını oldukça yakından tanıyoruz.

Fransız İhtilâlinde sokaklara kanıyla, “Özgürlük!” yazan halk, parlamentoda dümeni hâlen kralın tuttuğunu fark edince yeniden sokaklara dökülerek, “siz bizimle alay mı ediyorsunuz lan!” diye bağırdı. O vakitler sarı yelekliler yoktu ama barikatlar hâlâ modaydı. Halk, Paris sokaklarını dolduran barikatları yarınca Kral, İngiltere’ye kaçmak zorunda kaldı [demek ki, İngiltere’ye kaçmak o zamanlar da modaymış] ve Yeni Kral, Orléans Hanedanından seçildi. Kimse, “Kral öldü, yaşasın Yeni Kral!” demedi. Aksine halk, Kral’a Temmuz Devrimiyle, “Akıllı ol, biri kaçtı, seni kazığa oturturuz,” mesajı vermiş oldu. [Temmuz Devrimi, aslında o kadar masum değildi. Krallığın hükmü bitmediği gibi sisteme bankacılar ya da tefeciler gibi yeni ortaklar kazandırdı.]

Rönesans’ın son ressamlarından Eugéne Delacroix, günümüzde Louvre Müzesinde sergilenen “Halka Yol Gösteren Özgürlük” tablosunda 27 Temmuz Devrimini resmetti. Tabloda bir elinde Fransız bayrağı ve diğer elinde tüfek tutan kısmen üryan hanımefendi özgürlüğü temsil ettiği kadar feminizmi de ifade eder [ama bizim konumuz elbette bu değil], hanımefendinin başına dikkat ettiğinizde bir başlık taktığını göreceksiniz, o başlık Frigya Başlığıdır. Frigya Kralı Midas, Marsyas ile Apollon’un karşı karşıya geldiği düelloda Tanrıların karşısında yer aldığı için başlığı Temmuz Devriminin simgesi olmuş ve simge, giderek yaygınlaşmıştır. Bu anlamıyla Frigya Başlığı otoriteye, güce, saltanata, her türlü tahakküme, ödül törenlerine, karakter, kelime ve kota sınırına başkaldırıyı temsil eder. Sürekli meşhur kadınlar arasından seçilerek [ilk seçilen ünlü, Brigitte Bardot olmuş, iyi bilgi] heykeli yapılan ve bugün resmî makamlarca onaylanmasa da Fransız İhtilalinin simgesi Marianne’nin başında, başta Arjantin ve Bolivya olmak üzere devrime konu olan birçok ülkenin devlet armasında Frigya Başlığına rastlamak mümkün. Flemenk çizer Pierre Culliford’un çizgi film uyarlaması olarak tasarladığı Les Schtroumpfs: Şirinler’de Gargamel ve Azman’ın saldırılarından korunan ve komün yaşamlarından ödün vermeyen Şirin Baba ve köylülerinin başında da Frigya Başlığı vardı. [Şirinler’in her zaman sosyalist propaganda olduğu savunuldu: SMURF, Socialist Men Under Red Flag; Kızıl Başlıklı Sosyalist Adamlar].

Sokak eylemlerinde kullanılan maskelerin, sarı yeleklerin, boyalı suratların atası olarak bilinen Frigya Başlığını bugün toplu taşıma araçlarında okula yetişmeye çalışan bir öğrencinin başında görebilirsiniz ama endişe etmeyin, onun ders notlarından başını kaldırmaya vakti yoktur. Başını kaldıranın da genellikle başında Frigya Başlığı değil, aklında molotof kokteyliyle sokaktan geçenlerin canına kastetmek vardır [bakınız Türkiye’de eylem yapmak].

Bu içeriğe emoji ile tepki ver
0 kullanıcı tepki verdi
Bunlar da ilginizi çekebilir
Benzer yazıları okuyabilirsiniz.
 
Sanat Tarihini Değiştiren Bir Pisuvar
  • EYLÜL 7, 2020
  • 67 görüntülenme
 
Bozkır ve İnsan
  • AĞUSTOS 22, 2020
  • 237 görüntülenme
0 Yorum
Yorumları okuyabilir ve cevaplayabilirsiniz.

Yorum Yazın
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlendi.