Dalgalı Bir Geceden Zuhur Edenler

Dalgalı Bir Geceden Zuhur Edenler

-âh mine’l aşk

işte inleyişim;

Nedendir bilmem ama “birilerinden gidildiğini” hissediyorum. Kalpten bağlı bir şeyler koparılıyor sanki. Gitmek hissedilir mi, yoksa bu hissettiğim başka bir şey mi? Yavaş yavaş içeride bir şeylerin yitirilmesi, eksilmesi… Hisseder mi insan birinin onu kalbinde eksilttiğini?

Yoksa ben mi uyduruyorum tüm bunları? İşin en kötü yanı bazı hissedilenler kanıtlanamıyor ve anlatılamıyor, kelimelerin gücü yetmiyor. Bu da onlardan biri bence. Belki uyduruyorumdur ama bence bu gibi anlarda hissettiğimiz kaos duygusu kalpte yaşanan panik ve deprem olacak haberini alan annenin, bina tepemize yıkılırsa hazır olalım diye yaşadığı o hızlı toparlanma arzusu, akılda doğan bin bir senaryo birinin kalbe bağlı olan bağların koparıldığının, çekildiğinin habercisi. Başka hiçbir duygu karşılamıyor bunu.

İnsan daima bir insana mecbur, bir insana bağlanmaya ihtiyacı var. Mecbur olduğu o kişiyi bulduğunda iki kalp birbirine kenetleniyorken, diğer kalp ile bütün oluyorken, birindeki değişimi neler olup bittiğini hissediyor diğeri. Değişimler yaşanırken diğeri kalbinde hissediyor acıyı. İnsanın yüreğinde skolyoz etkisi yaratıyor. Omurgadaki küçük bir bozulma ile tüm organlar sıkışmaya başlıyor. Kalp, böbrekler, ciğerler… Hepsinde o hareketin etkisi ile gelen değişimin acısı zuhur ediyor.

Peki bir fotoğrafta dahi yansır mı bu his gözlere? Bence evet. Herkesin aynı görüntüyü gördüğü bir fotoğrafta yalnızca sen derini, en derini görürsün. Onlar bir çift göz, bir burun, gülen ağız görürken; sen o akseden görüntüde kendi kalbini, o gülümsemeden ruhunu, bir çift gözden düşüncelerini görürsün. İşte gidişi hissettiğin o anda fotoğraflardaki gözler daha bir boş bakıyordur. Doğrudan sana bakmak için yansımamışlardır o kareye, artık o ışık yoktur. Herkesteki bakıştır o. Soğuk, tepkisiz ve daha mat gözler…

O kadar bahsedip duruyoruz ama insan hâlâ, “gitmek hissedilir mi, yoksa bunların tümünü ben mi uyduruyorum” sorusundan kurtulamıyor. İspatı olmayan, hiçbir kelimeyle ifade edilemeyen o güçlü ama mantıksız hisle nasıl devam edebilir insan? Sanırım sevgi burada devreye giriyor. Kaybetme korkusunun vermiş olduğu o dayanılmaz eziyete katlanacak gücü ve cesareti veren o his, sevgi…

Bu soruları binlerce kez soruyoruz kendimize ve bilmem kaç bininci soruşta şu cevap aksediyor kendisinde duygu olmadığını iddia eden beyinlerimizde. Bunca bahsedilip kurulan mevzu yalnızca kenetlenen ve bağlı olan kalbin kaybetme korkusu muydu? Kaybetme korkusu sevginin sürekliliği için gerekli sanırım. İnsanın sevdiğine saygısını, üzerine titremesini, kırarım diye ödünün kopmasının ardında yatan o güçlü duygu sevginin yoldaşı: Kaybetme korkusu… Ama aynı zamanda korkuyla kırıp döker insan, Korkuyla anlık ve geri dönüşü olmayan tepkiler verir, Korkudan kaçmak ister. Kaçınca da yitirir. Kısacası korku, eğer nasıl tepki vereceğini bilmezsen kaybediştir. Sanırım bu kadar çelişkili ve katlanması zor olduğu için sevginin yoldaşı olmaya hak kazanan tek his kaybetme korkusu.

Elbette herkese bu hisleri yaşatan ve okunmaya değer yazılar yazdıran birileri var. Benim yazılarım değer mi bilmem. Belki de tamamen uydurmuşumdur. Ama hiçbir durumda ve şartta yaşanmaya değer olduğu gerçeği değişmiyor sonuçta. Hepsi mine’l aşka tabii.

Ha son olarak kaybetme korkusu daima kalmalı diyorum ama bir türlü karar veremiyorum buna. Sizce kaybetme korkusu iyi biri mi?

 

Bu içeriğe emoji ile tepki ver
2 kullanıcı tepki verdi
Bunlar da ilginizi çekebilir
Benzer yazıları okuyabilirsiniz.
 
Jüpiter’in Yedinci Sütunu: Feyruz
  • EKİM 3, 2020
  • 122 görüntülenme
 
Sanat Tarihini Değiştiren Bir Pisuvar
  • EYLÜL 7, 2020
  • 272 görüntülenme
0 Yorum
Yorumları okuyabilir ve cevaplayabilirsiniz.

Yorum Yazın
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlendi.