Dağıldık

Zeynep Kaplan
Dağıldık

Bu noktaya nasıl geldim bilmiyorum ama bir süredir aynı yerdeyim. Çoğu şeyi alıp yanıma, boktan bir sokakta eski ve dökük bir ev tuttum. Gökyüzüyle arama giren kirli bir penceresi var evin. Temizlemedim sanma, eskisi kadar beceriksiz değilim. Aynı öğrettiğin gibi sabunu suya döküp, elimle köpürttüm suyu. Sonra bir bezle iyice ovaladım, çıkmadı lekeler. Olsun! Sonra sırf âdet yerini bulsun diye gazete ile parlattım, parlamadı.

Bu şehirde deniz yok, sen yoksun. En azından biri olsaydı. Olsun! Evin altı kaldırım, kaldırıp da yüzüm bakamadım yola, yol anları getirdi aklıma. Kelimelerin kalbimize dokunduğu anlardan birinde, zaman iç içe geçmiş halkalar gibi alay ediyordu bizimle. Tam o noktada bir kırılma gerçekleştirdi hayat, dağıldık.

Nedendi bu aykırılık? Bilmiyorum, sadece tercihlerimiz vazgeçişi zoraki kıldı, vazgeçtik. Sonrası da hiç öyle iyilik sağlık filan değil. Kimse kendi bacağından asılmıyor çünkü burada. Hepimiz bir şeyleri tercih ederken birçok şeyden vazgeçeriz. Bu, hayatın işine geliyorsa deme şeklidir ama sen tercihini yaptığında vazgeçmek zorunda olan bizdik. Sonra bizi; siz ve ben olarak ikiye böldün, yine de sağ ol, ardında sığınabileceğim tabular bıraktın. O ilkbahar günü, ben mavi bisikletimi yeşillere sürmek isterken, sen ardında sadece siyahları bıraktın. Gidişin, beyaz önlüklü bir amcanın kaybettik demesi gibiydi, sahiden kaybettik mi?

Ne ilkbahar günleri, ne de yeşiller kaldı. Son günlerde bu şehre çok yağmur yağdı, çok istedim ıslanamadım. Olsun! İnsan ne zaman anlar hatasını bilmiyorum ama bir sabah uyanıyorsun ve bir boşluk oluşuyor içinde. Kelimeler, insanlar, sokaklar hatta yağmurlar bile anlamsız gelmeye başlıyor. Bu hayat gerçekten yaşanmaya değmez de, ya yaşama susamışlık barındırıyorsa bir yerlerinde? Oysa en başından beri bu hayatın çemberinde değil miydik? Çemberi geç, bu çemberi oluşturan biz değil miydik? Denizi olmayan bir şehirde boktan bir sokakta bir türlü temizlenmeyen pencereli bir ev tuttum. Sen hangi sabahçı kahvesinde açık çay söylüyorsun kendine, söyleme. Şimdi hangi doymamış yanına zincirler vuruyorsun, vurma. Tüm aykırılıklarını al karşına ve düşün, hatasını ne zaman anlar insan?

Hatalar bir yana, anlamadığımız çok şey var. Mesela yaşamının ne denli ufak olduğunu, ölümle burun buruna gelmeden anlamaz insan. Aslında bilir de hatırlamak istemez, kolaydır böylesi. Yine de hep üzüntü beslediği o yalnızlığına, kısacık ömründe sonsuzluğu hissettirecek anlar arar, aradım. Kayıplarımı tütsülerle kutsadım, kaçtım ve sonra yakaladı pişmanlık. Bizim amca kaybettik diyecekti ki, korkuya teslim oldum bu defa. Es geç be amca, bu defa beni yaşama emanet, ihtimaller diyarımda bırak, bıraktı. Sen bizden ayrı bağımsızlığını ilan ederken başka diyarlarda, ben bizi böldüğün parkta kumdan yuvalar yaptım, yıkıldı. Sevgi nehirlerinin cennete akmadığını bilerek, tebessümünde eylüllerin yok oluşuna tanık olduğum gayrıresmî yanım. Giderken tüm aykırıklarını miras bıraktığın o dağınıklığın içinde çocukluğumu kaybettim çünkü sen beni bir yere koymak istemiyorsan, ben hiç bir şey değilim hayatında. Olsun!

Bu içeriğe emoji ile tepki ver
0 kullanıcı tepki verdi
Bunlar da ilginizi çekebilir
Benzer yazıları okuyabilirsiniz.
 
Gerçeğin Görülmesi Üzerine
  • MAYIS 10, 2020
  • 51 görüntülenme
0 Yorum
Yorumları okuyabilir ve cevaplayabilirsiniz.

Yorum Yazın
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlendi.