Çikolatayla Mutluluk Mümkün Mü?

Çikolatayla Mutluluk Mümkün Mü?

Mutluluk… Modern insanın, kentin kalabalıkları içerisinde kaybettiği, kentin merkezden çevreye sıçramasıyla kasabalının elinden aldığı, imamın cemaatte, annenin bebeğinde, dervişin sarığında, çiftçinin tomurcukta, muallimin talebede, hattatın divitinde, âşığın baktığı her yerde aradığı; sağırın duyanda, körün görende, zenginin fakirde sandığı o müthiş rüya. Anda fark edilmeyen, dünde kaderine terk edilen ve daima yarında beklenen his.

Türk Dil Kurumu, mutluluğu bütün özlemlere ve isteklere eksiksiz bir biçimde ve sürekli olarak erişilmekten duyulan kıvanç durumu olarak tarif ediyor. Buna göre bizler, daha önce sahibi olmadığımız herhangi bir şeyi özleyemeyeceğimiz için bilinmeyen bir zaman dilimi içerisinde mutluymuşuz demektir. Sahi, daha önce mutlu olduk mu? Sanırım olduk. Ben hatırlıyorum arada [sık sık]. Eksiksizliğin ve sürekliliğin geçerli olmadığı hayatın, kalıcılıktan çok gelip geçici heveslere mekân olduğu göz önüne alınırsa [reenkarnasyona inanmıyorsanız tabi] mutluluk, ebedî yaşamın parçası olsa gerek. Ölüler, gerçekten de her gün helva yediğimizi zannettikleri için mutlu olmalı. Onları anmak, bize mutluluktan çok hüzün verdiği için asla unutmamak da gelip geçici dünya için en saf yalanlardan biri sanırım. Çünkü biz, ölülerimizi [vicdanımızı rahatlatmak için] hep hayırla yâd ederiz. O hâlde yaşarken mutlu olmak nasıl mümkün olabilir? Tam burada Chuck Palahniuk [ülkemizde sakıncalı yazarlar listesinde] yardımımıza koşar: “Bütün bunları öğrendim ve artık geri dönüşü yoktu. Cahillik bir zamanlar şüphesiz mutluluktu.”

Mutluluk, dünyanın muhtelif yerlerinde gezen milyarlarca insan için farklı anlamlar ifade ediyor. Nasıl etmesin, hepsini mutlu eden şeyler bile var ama elimizde mutlulukölçer [bunu şimdi uydurdum] olmadığı için kimin daha mutlu olduğunu bilmek oldukça güç. [O sebeple hanım kızlarımızın, ayy ben bu ay çok mutluluk aldım hemen diyete başlamalıyım, deme şansı da yok.] Lâkin Birleşmiş Milletler sayesinde hangi ülkenin daha mutlu olduğunu biliyoruz. Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı tarafından hazırlanan dünya mutluluk raporuna göre dünyanın en mutlu ülkesi Finlandiya, en mutsuzu ise Burundi [adını ilk defa görüyorsanız yazının devamını okumasanız da olur]. Çünkü Finlandiya’da yaşayan insanlar, sağlıklı ömür beklentisine sahip oldukları için yemek yerken sofradaki yiyeceklerin ne kadar sağlıksız olduğuna dair bütün bilgileri ağızlarında lokma varken sarf ederek diğerlerinin iştahını kaçıracak kadar mümeyyizdirler, Burundi’de ise açlık oranı %64’ün üzerinde. Çünkü Finlandiya’ya, [kuruluşunun 100. yılı – 2017 – münasebetiyle] komşusu Norveç dağ hediye ederken Burundi 2004’te bir milyon insanın katledilmesine ev sahipliği yaptı. Çünkü Finlandiya’da Nokia adında bir kasaba bile var ama Burundi topraklarının üzerinde ATM bile yok. Çünkü Finlandiya’daki kadınların hemen hemen hepsi sarışın, Burundi’deki kadınların ise tek derdi çocuklarından önce ölmemek. Kısaca Birleşmiş Milletler demek istiyor ki, mutlu olmak istiyorsanız nezaket sahibi komşularınız, sarışın kadınlarınız, sağlıklı ve uzun ömür beklentiniz, paranız olmalı.

Türkiye ise listenin 74. sırasında yer alıyor. Fena sayılmaz, hem bizim de çakma sarışınlarımız var. Ülkemizde yaşayan insanların yüzde %58’i mutlu [olduğunu zannediyor]. Bu %58’lik dilim Palahniuk’a kalırsa cahil ya da Pessoa’ya kalırsa yalancı. Çünkü Fernando Pessoa’ya göre [Portekiz’in en bıçkın delikanlısı], mutlu olduğumuzu anladığımız an, mutluluk geride kalan zaman dilimine ait olur. Yani içerisinde bulunduğumuz zaman dilimi için mutluyum demek yanlıştır, mutluluk ile ilgili kurabileceğimiz tek cümle şöyledir, “Mutluydum!” Haksız da sayılmaz, Arşimed hamamda yıkanırken suyun kaldırma kuvvetini fark ettiğinde, “Evreka!” [Buldum] demişti. Buluyorum dememişti. Yani bulduğunu anladığını an, bulmak eylemi geride kalmıştı. Kötü haber işte bu: “Bilmeden mutluluk olmaz ama mutluluğu bilmek de kendi içinde üzücüdür çünkü insanın kendi mutluluğunu bilmesi, aynı zamanda mutlu anları aşması, dolayısıyla onları hemen ardında bırakması demektir. Bilmek, her şeyde olduğu gibi mutlulukta da öldürmektir. [Huzursuzluğun Kitabı, Fernando Pessoa] Nazım Hikmet, Saman Sarısı şiirinde Abidin Dino’ya belki de mutluluğu, bilmek kadar sanatın da yok edeceğini bilerek, “Bana mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin,” diye sormuş, ünlü ressamdan şu yanıtı almıştı: “Yapardım mutluluğun resmini. Buna da ne tual yeterdi, ne boya…”

Peki ya çikolata ile mutluluk mümkün mü? Keanu Reeves ile Al Pacino’nun başrolünü üstlendiği Devil’s Advocate [Şeytanın Avukatı, 1997. IMDB: 7,5] adlı filmde Kevin: “Peki ya aşk?” diye sorar. John’un cevabı basittir, “Çok abartılıyor, biyokimyasal açıdan çok miktarda çikolata yemekten farksız.”  Beyinde mutluluk hissi veren beş hormondan ikisini [serotonin ve dopamin] harekete geçiren çikolatanın kimseyi mutluluktan dört köşe ettiği yok. Çünkü beyinden gelen mesajların doğru biçimde algılanabilmesi için vücudun sağlıklı olması gerek. Misal hem ben, hem de sen bu yazıyla vakit geçirirken gözümüzü harap ediyoruz. [Cemil Meriç insanlardan kaçarken sığındığı kütüphanelerde okumaktan gözlerini kaybetmişti.] Alkol ve uyuşturucu kullanma yaşı son araştırmalara göre 10 yaşa kadar düştü, ülkemizdeki her 10 kişiden biri psikolojik sorunlarla uğraşıyor, antidepresan kullanıyor ve gelecek kaygısı taşıyor. Her dört saatte bir tecavüz va’kasına rastlanırken apartmanında kocasından dayak yiyen kadınların çığlığına kulaklarını tıkayan insanların her saatte en az dört defa tecavüzü ve şiddeti kınayan tivitine denk geliniyor. Siz bu cümleyi okurken her üç kelimede bir saniye harcadıysanız 3 kişi intihar etti bile ve 1’i daha yolda. [İntihar demişken] Durkheim’ın intihar kuramına göre ölümü tercih eden bireyler, kendilerine karşı yönelen birer öfke fıçısı. Evet, öfke doluyuz. Hadi ama! Bizi reddeden kadınlara/erkeklere, kendinden güçsüzlere şiddet uygulayanlara, yalancılara, dalkavuklara, menfaat budalalarına, siyasetçilere, haber bültenlerine, trafik kazalarına, evlendirme programlarına, ucuz edebiyata, Türkçeyi doğru düzgün ne konuşabilen, ne de yazabilenlere… Hepsine öfkeliyiz. [Ama korkmayın öfkemiz kendimize yönelmediği müddetçe herhangi bir intihar va’kasına özne olma ihtimalimiz yok.]

Bütün insanlık adına üzgünüm ama dünya mutlu olmamız için hizmetimize sunulmuş bir hayat sahnesi değil. [Mutluluğu atom altı taneciklerinin seyrüseferinde arayanlarımız var. En çok da onlar adına üzgünüm.] Mutluluk için evde [zaten en başında isim vererek üzerinde tahakküm kurduğunuz] kedi, köpek kuş, ejderha, balık, kaplumbağa, iguana [ya da her neyse işte] besleyebilirsiniz, görünüşü ve kokusu hoşunuza giden çiçeği, bitkiyi bir saksıya mahkûm edebilirsiniz [tekrar tekrar üzgünüm] ama onların da var oluş amacı sizleri mutlu etmek değil. 90’lı yılların televizyon dizisi Çarli İş Başında’nın ana karakteri olan maymunun hâlâ psikolojik tedavi gördüğünü biliyor muydunuz? Ya da konuşan papağanın, masada sizlerle insan gibi oturup yemeğini öylece yemeğe çalışan köpeğin, salonunuzun köşesinde ona ayrılan koltuğu dolu görünce kıyametleri koparan kedinin, istediği köşeden alınınca solan çiçeğin ve topyekûn insan olmayıp da insan olmaya zorlanan her canlının baştan aşağıya bizim türümüz yüzünden ruhsal bozukluklara sahip olduğunu? Aslında bu yeni değil. Homo sapiens, M.Ö. 28.000’de neandertal neslini yok ederek ekolojik sistemin en tepesine çıktığından beri farklı türlerin kökünü kurutma konusundaki maharetini sergilemeye devam ediyor. Son yıllardaki hedefi dağ gorili, amur parsı, siyah gergedan, deri sırtlı deniz kaplumbağası ve Ortadoğu’nun buğday tenli çocukları…

Mutlu olmak için feda edilenlerin hepsi bir zamanlar mutluluk sebebiydi. Ta ki, bizler mutlu olmaya çalışana dek. Ama siz yine de çikolata yiyin tabi, tadı güzel.

Bu içeriğe emoji ile tepki ver
1 kullanıcı tepki verdi
Bunlar da ilginizi çekebilir
Benzer yazıları okuyabilirsiniz.
 
Dağıldık
  • MAYIS 11, 2020
  • 58 görüntülenme
0 Yorum
Yorumları okuyabilir ve cevaplayabilirsiniz.

Yorum Yazın
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlendi.