Bayonne Çeşmesi Chuck Wepner

Bayonne Çeşmesi Chuck Wepner

Tarih 24 Mart 1975’i gösterdiğinde yeryüzünün muhtelif yerlerinde pek çok kişi tarafından görüldüğü iddia edilen talih kuşu [güzel kadınlar onun yalnızca çirkinlerle birlikte olduğunu zanneder], New Jersey’in Bayonne kasabasında yokluk içerisinde yaşayan bir serserinin karşısına çıkmıştı. Serseri bir boksördü ama geçinmek için zaman zaman bar kapılarında fedailik yapıyor, kasabanın ensesi kalın abilerinin peşinde koşuyor, boş kalan zamanlarında ise karısını aldatıyor, uyuşturucu kullanıyordu. Zeki değildi, çevik de değildi, aksine hantaldı, ahlâklı olduğu da söylenemezdi. Onu şanslı yapan şey, o gün karşısındakinin gerçek bir efsane, Muhammed Ali olmasıydı [61 maç, 37’si nakavtla biten 56 galibiyet ve yalnızca 5 yenilgi]. Talih kuşu ise aynı gün izleyiciler arasında yerini alan, o güne dek oynadığı filmlerde figüran olmaktan öteye gidemeyen İtalyan asıllı bir Amerikalıydı. Ali, o gün 15 raunt boyunca öyle sert vurdu ki, atalarının bile hissettiği yumruklara rağmen [Rocky 6’dan alıntı] yere seremediği serseriyi de efsane hâline getirdi. Serserinin adı, Chuck Wepner’dı.

Wepner, annesi ve dedesi tarafından kazan dairesinden bozma küçük bir evde büyütüldü. Bayonne sokaklarında dövüşmeyi öğrendi, Amerikan rüyasının vatandaşlarına dayattığı uyuşturucu, alkol ve kumardan sporla uzak durmayı denedi. İlk denemesinde başarılı oldu, atletizmle başladığı spor hayatı basketbolla devam etti. Hatta gençlik liglerinde maça bile çıktı. Çok geçmeden boksu keşfetti. Orduya katıldığında ise tam bir Bayonnelu olmuştu. Deniz askerî üssünün bulunduğu kasabada hayatta kalmak için dövüşmeyi öğrenen Chuck Wepner, artık becerilerini deniz kuvvetlerinin boks takımında sergileyecekti. 1964’te profesyonel olduğunda eyaletin bilinen sporcularındandı ancak izleyenlerin ona bulduğu lakap sinirlerini bozuyordu. Ringde oyuna odaklanmaya çalışırken seyirciler ona Bayonne Çeşmesi [Bayonne Bleeder] diye bağırıyor, yerel gazeteciler ona bu isimle sesleniyorlardı.  Bunun sebebi çıktığı müsabakalarda Chuck’un suratının boydan boya kanla dolmasıydı, basit yumruklar yiyor ve kolay yara alıyordu. 1970’te karşılaştığı ağırsıklet boks şampiyonlarından Sony Liston’dan [Ali onu da yendi] öyle dayak yedi ki, maçı izleyenler yakın zamanda öleceğini iddia etti. Maçtan sonra yalnızca yüzüne 70’in üzerinde dikiş atılmıştı. [Yeraltı dünyasıyla arası hayli iyi olan Liston ise bir daha maça çıkamadı, Chuck’la karşılaşmasından iki ay sonra Las Vegas’taki evinde ölü bulundu.]

Bayonne Çeşmesinin kariyeri o kadar da kötü değildi, Art arda çıktığı 11 müsabakadan 9’unu kazanmış ve adım adım eyalet şampiyonluğuna uzanmıştı. Lâkin aynı günlerde Amerika’nın spor gündeminde Muhammed Ali, George Foreman maçı vardı. Otoriteler Foreman’ın maçı rahat kazanacağını söylüyor ve bu iddialara güvenen bahisçiler Foreman’ın galibiyetinin ardından onu Chuck Wepner’la ringe çıkarmayı planlıyorlardı. Beklenen olmadı, maç boyu Foreman’ı sinirlendiren Ali rakibini 8. rauntta nakavtla alt etti. Böylelikle Muhammed Ali, Vietnam Savaşına katılmadığı için elinden alınan unvanı yeniden ele geçirmiş oldu. Chuck da bütün spor otoriteleri gibi hayal kırıklığına uğradı ancak bahisçiler Ali’yi – küçük bir ihtimal de olsa – yine de beyaz bir serserinin yenmesi istiyorlardı. Çok geçmeden Muhammed Ali ile Chuck Wepner’ın maçı ayarlandı. İki boksör yan yana mikrofon başına geçtiğinde Chuck şiir okudu, Ali ise maçtan sonra yüzünden akan kanları temizlemesi için Wepner’a yanında ped getirmesini önerdi. Kimse ona şans vermiyor, en fazla 3. raunda kadar dayanabileceğini iddia ediyor, hatta şirketler bahisleri aynı devreden sonrası için açıyordu.

Gong sesi duyulduğunda Ali, her maçta olduğu gibi rakibinin etrafında dans etmeye başladı. Chuck ağır kalıyor, başına aldığı darbeleri savuşturmakta güçlük çekiyordu. Savunması zayıftı, saldıramıyordu da. Yalnızca dayak yedi ama 3. raundu yıkılmadan geçti.  9. raunda gelindiğinde ise Ali’nin yorgunluğundan faydalandı ve sol kroşesini rakibinin göğsüne indirdi. Ali yere düşmüş, bütün seyircilerin ağzı açık kalmıştı. [Muhammed Ali maçtan sonra Wepner’ın ayağına bastığını söyledi.] Onu yerde gören Bayonne Çeşmesi bile gördüklerine inanamadı ve koçuna dönerek, haydi arabayı çalıştır gidelim, bu gece milyoner olduk, diye seslendi. Muhammed Ali, elbette ayağa kalktı ve geri kalan 6 devre boyunca Chuck Wepner’ı yumruklamaya devam etti; burnunu kırdı, her iki gözünü de şişirdi fakat ne yaparsa yapsın her yanı kan içinde kalan Chuck yıkılmamakta direndi. Bitime 14 saniye kala, iplere sarılmak zorunda kaldı ve yere düşünce hakem maçı bitirdi. Müsabakayı Muhammed Ali puanla kazanmıştı. [Rivayete göre maçtan bir gün önce karısına, yarın akşam geceyi dünya ağırsıklet boks şampiyonu ile geçireceksin diyen Chuck, asıl darbeyi maçtan sonra acılar içinde uzandığı yatağın içinde aldı. Karısı ona, sen mi Ali’yi buraya getirirsin, yoksa ben mi gideyim, demişti.]

Seyircilerle aynı çıkış kapısına yönelenlerden biri, diğerleri gibi evine döndüğünde şaşkınlığını ceketiyle birlikte kapının önünde bırakmadı. Masasının üzerine çıkardığı kâğıtlara o gece izlediği muhteşem şovdan esinlenerek bir senaryo yazdı. Yapımcılardan istediği tek şey, başrolde kendisini oynatmalarıydı. Fazladan para verseler de, aksini kabul etmedi, diretti ve ortaya 1976’da ilk filmi çekilen [3 dalda Oscar Ödülü aldı] ve yedinci filmi 2018’de gösterime girecek olan muhteşem bir seri çıktı. Seriyi hepimiz müzikleriyle, oyuncusuyla ve senaryosuyla çok yakından biliyoruz. Sylvester Stallone, Chuck Wepner’dan esinlenerek Rocky Balboa’yı yazmış ve Muhammed Ali’yi karşımıza Apollo Creed olarak çıkarmıştı. Bugünlerde Ali’nin hakkını, ikinci Creed filmiyle vermeyi planlıyor. [Oscar Ödül Töreni için kürsüye çıkan Slyvester Stallone’un arkasından gizlice yanaşan Muhammed Ali herkesin gözü önünde şakayla karışık ona şöyle söylemişti: “Hey! Bütün filmi izledim, senaryomu çaldın. Gerçek Apollo Creed benim.” Stallone’un cevabı basitti: “Oscar almak bir şey ifade etmeyebilir ama bir efsanenin yanında durmak gerçekten ayrıcalık. Çok teşekkür ederim.”]

Filmin üç dalda Oscar Ödülü aldığını televizyondan öğrenen Chuck Wepner ise harekete geçmekte geç kalmadı. Öyle ya, gerçek Rocky kendisiydi, bu başarıda en büyük pay onundu. Karısından ayrılmak üzereydi, uyuşturucu kullandığı yetmiyormuş gibi satmaya da başlamıştı. Kızıyla ilgilenmiyor ve sürekli fahişelerle geziyordu. Hemen arabaya atlayarak Stallone’dan hakkını istedi. Rocky ile üne kavuşan Stallone ona ikinci filmde oynamasını teklif etti. Wepner havalara uçtu, iki cümlelik repliği bile olsa oyuncu olma fikri onu kendinden geçiriyordu ancak uyuşturucu bünyesini ele geçirdiği için provalara katılmadı bile. Zaten çok geçmeden üzerinde kokainle polise enselendi ve 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Çocukluğunda teslim olmadığı Amerikan rüyası adlı filmin başrolünde artık Chuck Wepner vardı.

Cezaevindeyken beladan uzak duran Bayonne Çeşmesi, karısından resmen boşandı ve ihmal ettiği kızına bol bol mektup yazdı. İyi halden yararlanarak özgürlüğüne kavuştu, yeniden evlendi, kızıyla arasını düzeltti. Hayatı The Bleeder [filmin adı elbette lakabından geliyor] adıyla 2016 yılında sinemaya uyarlandı [IMDB Puanı: 6,5]. Sylvester Stallone’a ise vefasını 2003 yılında açtığı 15 milyon dolarlık tazminat davasıyla ödedi. Hâlen hayatta olan Wepner, günlerini kendisine “Çeşme” diyenlerle fotoğraf çekilerek geçiriyor ve kendisine çevrilen her kameraya şöyle diyor: ”Az kalsın ağırsıklet boks şampiyonu olacaktım.”

Bu içeriğe emoji ile tepki ver
1 kullanıcı tepki verdi
Bunlar da ilginizi çekebilir
Benzer yazıları okuyabilirsiniz.
 
Gönül Bağı
  • AĞUSTOS 21, 2019
  • 43 görüntülenme
 
Tutkusuz Tutkunlar
  • TEMMUZ 26, 2019
  • 45 görüntülenme
0 Yorum
Yorumları okuyabilir ve cevaplayabilirsiniz.

Yorum Yazın
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlendi.